Yatak bazaları icat edilmemişti o zamanlar. 1980'lerin sonlarıydı. Lyon'daki küçük evimizde, siyah kadife örtülü yatağımın altında kırmızı bir oyuncak sepeti vardı. Sepetin içi vinçler, barbie bebekler, ayılar, legolar, arabalar, hatta oyuncak saydığım kitaplar, dergilerle doluydu. Hava yağışlı ya da soğuk olduğunda dışarı çıkmak yerine yatağın altına eğilir, oyuncak sepetini çekerdim önüme. Oyuncaklardan birini ya da bir kaçını seçip dışarı çıkarır, evirir çeviriridim. Önce kuracağım oyunu düşünür, zaman yitirmeden oyuna başlardım: Mesela bir adamı vinç ezmek üzereyken, bir ayı gelip onu kurtarıyor. Ya da bir ayıyı vinç ezerken bir adam gelip onu kurtarıyor. Legolarla evler, okullar, köprüler, bahçeler yapardım. Oyun bitip de gerçek hayata çağrıldığımda veya gerçek hayatı özlediğimde oyuncakları aldığım yere koyar, sepeti yatağın altına iterdim.
Bazen yağmur yağardı. O zaman pencerenin tam önündeki koca masaya kurulurdum. Annemin evde hiç eksik etmediği teksir kağıtları ve keçeli kalemlerle resimler çizer, yazılar yazardım. Seçtiğim keçeli kalemi ve teksir kağıdını evirip çevirirdim. Önce yazacaklarımı düşünür zaman yitirmeden yazmaya, çizmeye başlardım: Mesela bir adamı vinç ezmek üzereyken, bir ayı gelip onu kurtarıyor. Ya da bir ayıyı vinç ezerken bir adam gelip onu kurtarıyor. Sözcüklerle evler, okullar, köprüler, bahçeler anlatır; çizgilerle ressamlara öykünürdüm. Yazma, çizme işi bitip de gerçek hayata çağrıldığımda veya gerçek hayatı özlediğimde yazdığım ve çizdiğim teksir kağıtlarını masaya bırakır giderdim. Fakat onları sonra ne yaptığımı hatırlamıyorum. Annem toplar atar mıydı hiç bilmem. Oyuncaklardan bugün hala duranlar var; ama yazdıklarımdan hiçbiri yok elimde.
İnsan çoklukla değişmiyor. Oyuncak sepetim yok ama kağıt kalemim hala var. O günlerden bugüne fark eden şu ki artık yazdıklarımın nerede olduğunu biliyorum, yazdıklarımı kaybedersem üzülüyorum. Oyuncak sepetinin yerini ne mi aldı? Tiyatro, sinema, resim, yontu... Yani görsel sanatlar... Peki beni sık sık çağıran ya da özlediğim gerçek hayat ne? Onun adı bilim. Sanat ve bilim arasındaki gelgitli hayatımı seviyorum. Teksir kağıdı ve keçeli kalemi bilemem ama keşke herkesin her yaşta bir oyuncak sepeti olsa.
8 Haziran 2012 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI
Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...

-
İçinde bulunduğumuz bunaltıcı ülke gündeminden uzaklaşmak niyetiyle ve başka gözlerle dünyaya bakma umuduyla kendimi deneme okumaya ver...
-
ah bellek, acı bellek! hem arısın sen hem kim bilir hangi gülden kalma diken? Hilmi Yavuz Roman türünün bütün gereklerini kusursuz biçi...