Balzac etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Balzac etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2017 Çarşamba

YAZABİLMEK İÇİN GEREKLİ DÜZEN


Yazının kendine göre bir düzeni vardır ve onu yazan kişiye çok benzer. Sabahları erken kalkan birilerinin yazdıklarında umut ve neşeyi bulmak kaçınılmaz gibi gelir bana. Gece geç saatlerde yazdıklarımız ise çoklukla karanlık, içimizde nadiren gördüğümüz keşiflerimiz, bulgularımız olabilir. Ya da ben öyle sanıyorum.

Kafka’nın geceleri yazdığını biliyorum. Gündüzleri, geceleri yazdıklarını düzeltmeyle geçermiş. Sait Faik ise bir gündüz yazarıdır. Balıkçıların sabah kalkışlarını anlattığına göre, onlarla birlikte uyanıyordur, diye düşünüyorum. 
Yazmak isteyip de yazamayanlar vardır bir de. Onların zamanla bir alıp veremedikleri var. Hatta yaşamla bir alıp veremedikleri… Her şey bende oldun istiyor, her şeyi bir çırpıda yazıvereyim istiyor. Baktığı ilk şey yazım kuralları, içerik kolay gelir sanıyor.

4 Nisan 2012 Çarşamba

KENTLERDEN GİTMEYİN

Kent, hepimizi içine alır. Biz onu içimize alamayız; çünkü o çok büyüktür. Bir gün kentin bir sokağını, bir mağazasının vitrinini, bir telefon kulübesini, bir okulunun bahçesini sığdırırız içimize. Kent, bitmez; tıka basa doludur: İmgeler, nesneler, kişiler, binalar üşüş üşüş üstümüze...  Ponty gibi düşünüyorum: Nesneler önemsiz değil, doğa kadar değerli bizim için. Modern zamanların çocukları olarak nesneleriyle zenginleşmiş kentleri seviyoruz, onları kasabalara tercih ediyoruz.
Woody Allen en çok New York'u anlattı. Balzac Paris'tir. Saint Petersburg, Dostoyevski'dir. Fransız yazar Michel Butor en çok Roma'dır. İstanbul'suz Tanpınar olur mu?
Bazı entelektüeller, bazı sanatçılar, bazı bilim adamları çıkıp çıkıp gitmek istiyorlar bir kıyı kasabasına. Gitmeyin, bu kent sizlerle güzel, hep olduğu gibi. Bir gün kentler sadece turisitlere ve seyyar satıcılara kalacak. Üstelik biz gidince kasabalara, oralarda yapayalnız kalırız, makinesiz, nesnesiz, gürültüsüz, ıssız. Tıka basa dolu kentler, lunapark gibi kalsın daha güzel. Müzeleşmiş Avrupa kentlerini sevmiyorum, hayat yok içlerinde.
Ben de biliyorum çok gürültü var kentte; insan kafasını dinleyemiyor. İçimizde uzayan sessizlik bize yeter. Dışarıdaki sessizliği kent çocukları sevmez. Kentlerden gitmeyin sevgili dostlar. O sizlerle güzel.

KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI

Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...