Gece vakti viziteye çıkan kır saçlı doktora benim hakkımda Latince birşeyle anlattı genç doktor. Tepemde iki doktorun benim hakkımda anlamadığım bir dilde konuşması rahatsız ediciydi elbette. Bu dille ilgili hatırladığım ortaokul Fen Bilgisi dersi öğretmenimizin öğrettiği birkaç sözcüktü: alpha, beta, herba, figura... Bir de Adorno'nun "İntellectus sacrifium intellectus," sözü...
Pek çok doktorun huzuruna çıktığım o gece "tanı" değil "teşhis" koyan son doktorum "Biraz istirahat edersiniz," önerisiyle bana dört gün rapor verdi. "Olabilir,"di. Hastalıktan çok aklım doktorun seçtiği birleşik sözcükteydi: istirahat etmek.
28 Aralık 2010 Salı
21 Aralık 2010 Salı
Kış, Özleyiş ve Bir Aydın Afacan Şiiri
Bir dostum "Senin havalar esmeye başladı," diye söylendi ellerini nefesiyle ısıtmaya çalışırken. Onayladım, "Evet ya, başladı,"diye karşılık verdim. Ben tatillerin kış mevsiminde olması gerektiğini düşünürüm. Gezip tozmak için değil eve çekilmek için. Çocukluğumuzdaki gibi evimizde telaşsız, kaygısız, beş on gün geçirebilmek ne hoş olurdu. Hiç bıkmadan okumak, yazmak, dinlemek, izlemek için birebirdir uzun kış mevsimi; yazık ki doğasına aykırı sayısız işle yorulup gidecek. Okumak istediklerimizin, yazmak istediklerimizin çok azını okuyup yazabileceğiz. İzlemek istediğimiz filmlerin çoğunu olası geniş zamanlara erteleyip özenle bulup seçtiğimiz albümleri şurada burada yarım yarım dinleyeceğiz... İş telaşı, okul telaşı derken bir de bakacağız bahar gelmiş. Baharla birlikte büyük adımlarla sokaklara, denizlere açılacağız. Kim düşünmüşse ilk iyi etmemiş "yaz tatili"ni...Günün birinde anlaşılır sanıyorum kış tatillerinin değeri... Yazın tembelliğini bastırıp kışın çalışkanlığını beslemek kimsenin aklına gelmez mi? Yoksa bu seçim de bir kapitalizm önceliği sorunu mu? Şimdilerde kış mevsimleri asıl yapmak istediklerimize ilişkin özleyişlerle geçip gidiyor... Bir de özleyişler kenti Ankara'ya sesini, gölgesini, imgesini düşüren bir şairin, sevgili dostum Aydın Afacan'ın "eski akşam" şiiri dolanabiliyor dilimize. Bu şiiri de onun tüm şiirleri gibi inceliklerle örülü, tüm şiirleri gibi yüksüz, tatlı bir hüzne terk ediyor bizi.
eski akşam
o eski kışı getirdi birden
titrek bir şarkıyla
bir selam gibi
yollanan rüzgar
sayfalar öncesinden bir akşam
dönüp geldi
umarsız bir yalnızlıkta
dondu ışıklar
ayrılık
eski bir akşamda üşümektir
ömrün içinde bir sızı
üşüyen avuçlardaki yangın
yerde donmuş suretine
kararsız düşmekte kar
solgun bir pencerede kararan
o sisli akşam
dalgın bir zamandır
her sevda biraz da
sevilmiş bir uzaklıktır
gelmiş geçmiş ve gelecek
tüm uzaklıklar
birden anımsanan o eski sayfalar
şair ömrün özeti
yollar ve ayrıntılar
eski akşam
o eski kışı getirdi birden
titrek bir şarkıyla
bir selam gibi
yollanan rüzgar
sayfalar öncesinden bir akşam
dönüp geldi
umarsız bir yalnızlıkta
dondu ışıklar
ayrılık
eski bir akşamda üşümektir
ömrün içinde bir sızı
üşüyen avuçlardaki yangın
yerde donmuş suretine
kararsız düşmekte kar
solgun bir pencerede kararan
o sisli akşam
dalgın bir zamandır
her sevda biraz da
sevilmiş bir uzaklıktır
gelmiş geçmiş ve gelecek
tüm uzaklıklar
birden anımsanan o eski sayfalar
şair ömrün özeti
yollar ve ayrıntılar
15 Aralık 2010 Çarşamba
Masal Yaşı Geçenlere Masallar 1
Günlerden bir gün Kehribar, kapının eşiğinde saçlarını tarıyordu. Parlak, yumuşacık, altın sarısı saçları taradıkça tel tel uzuyordu. Kehribar saçlarını bir sağa bir sola ortadan ikiye ayırdı. Sağ omzuna dökülen saçlarını örmeye başlayacakken bir ses duydu:
-Yapma Kehirbar. Örme saçlarını!
Kehribar sesin nereden geldiğini anlamak için yerinden fırladı:
-Kim var orada?
Sesi sahiplenen olmayınca Kehiribar oturup örgüsüne yeniden başladı ki aynı ses konuştu:
-Yapma Kehribar. Örme saçlarını!
Kehribar sağına soluna bakındı:
-Kim bu bana seslenen? Çıksın ortaya!
-Yapma Kehirbar. Örme saçlarını!
Kehribar sesin nereden geldiğini anlamak için yerinden fırladı:
-Kim var orada?
Sesi sahiplenen olmayınca Kehiribar oturup örgüsüne yeniden başladı ki aynı ses konuştu:
-Yapma Kehribar. Örme saçlarını!
Kehribar sağına soluna bakındı:
-Kim bu bana seslenen? Çıksın ortaya!
6 Aralık 2010 Pazartesi
İç Monolog 12
"Parmağımı yaktım. Musluğu açıp altına tutuyorum şimdi. Arada çekip ovuşturuyorum, üflüyorum. Herşey birbirinin nedeni olarak yaşanıyor bu lavabonun kıyısında.
Nedensiz yaptığım bir edim var mı dersin? Rasyonalizme inanmıyor değilim ne yazık! Serde kaderci olmak da vardı. Ancak bugünlerde bizim rasyoya inanmak istemiyorum.
Fazlasıyla ortaya koyarak seviyorum seni. Seni ayan beyan sevdiğim için beni sevmiyorsun. Sululuklardan hoşlanmadığın için... İçinler yüzünden.
Rasyonalizm, aşk gibi akıl dışı olgularda zaten işlemez mi diyorsun? Peki ya bu keder neden? Aşk nedeniyle kederlilik hali. Hadi cevap ver bana bilgiç sevgili? Nedenler yüzünden. Korkma şu durumda kaderciliği seçmeyeceğim. O kadar kötü değilim. Başka şeye, başka şeye dayandıracağım durumumu...."
Dış Ses: Üffffff,üffffff,üfffffff.
"Bir içgörü bendeki. İçgörüme göre giderek daha mutsuz olacağım. Sevmeyeceksin beni, seni böyle uluorta sevdiğim için. Bir de sululuklardan hoşlanmadığın için. İçinler yüzünden."
Nedensiz yaptığım bir edim var mı dersin? Rasyonalizme inanmıyor değilim ne yazık! Serde kaderci olmak da vardı. Ancak bugünlerde bizim rasyoya inanmak istemiyorum.
Fazlasıyla ortaya koyarak seviyorum seni. Seni ayan beyan sevdiğim için beni sevmiyorsun. Sululuklardan hoşlanmadığın için... İçinler yüzünden.
Rasyonalizm, aşk gibi akıl dışı olgularda zaten işlemez mi diyorsun? Peki ya bu keder neden? Aşk nedeniyle kederlilik hali. Hadi cevap ver bana bilgiç sevgili? Nedenler yüzünden. Korkma şu durumda kaderciliği seçmeyeceğim. O kadar kötü değilim. Başka şeye, başka şeye dayandıracağım durumumu...."
Dış Ses: Üffffff,üffffff,üfffffff.
"Bir içgörü bendeki. İçgörüme göre giderek daha mutsuz olacağım. Sevmeyeceksin beni, seni böyle uluorta sevdiğim için. Bir de sululuklardan hoşlanmadığın için. İçinler yüzünden."
30 Kasım 2010 Salı
İç Monolog 11
"Bugün bir iç monolog yazmalıyım. Bir adam düşünmeliyim. Kadın olmasın; çok içerden yazarım diye endişeleniyorum. Öyle hassasım ki şu sıra, fire vermekten korkarım...Adam, diyordum. Bir işi olsun her gün sabah 9'da gittiği...
25 Kasım 2010 Perşembe
Neşeli kal...
Jean Paul Sarte "Edebiyat Nedir?" adlı yapıtında yeşil elmanın neşesini görebilmekten söz eder. Ben yeşil elmanın neşesini görebilenlerden miyim diye sorduğumuz olur kendimize ancak yeşil elmada neşenin ne aradığını sorgulamak aklımıza düşmez. Çünkü neşe, ansızın ve beklenmedik biçimde doğar; bunu biliriz. Tıpkı apartman kapısını açarken bir sokak kedisinin tam ayaklarımızın dibine kurulması, bir serçenin penceremizin pervazına konması, sürahiden bardağa suyun dökülmesi gibi... Neşeyi görebilenler onu yaşayarak büyütürler. Hatta bazıları neşeli olmayı bir çocukluk hali olmaktan çıkarıp tüm yaşamına akıtmayı başarır.
Neşe, hayatı olduğu gibi, geldiği gibi sevme halidir. İşte bu yüzden neşeli olmak, büyük bir erdemdir.
Neşe, hayatı olduğu gibi, geldiği gibi sevme halidir. İşte bu yüzden neşeli olmak, büyük bir erdemdir.
22 Kasım 2010 Pazartesi
Bir Adım Öne Çıkan Alıntılar/ım 4
"Biz, 'Edebiyattla Oyun Olmaz' diye haykıran insanlar, bu duyurunun bir ihbar kabul edilmesini talep ederek; başta yetkili ve yetkisiz tüm devlet büyüklerimiz olmak üzere, sorumluluk sahibi tüm azar, editör, yayıncı, dağıtıcı, kitapçı, eleştirmen ve okurları en kısa sürede edebiyatı bir oyun alanına çevirmek isteyenlere karşı göreve çağırıyoruz. Bir araya gelerek bu gidişata bir dur demek için harekete geçmenin, bu ülkenin duyarlı insanlarının asli görevlerinin başında geldiği siz Değerli Kamuoyuna bildirmekten kıvanç duyarız! Son olarak: Edebiyatta Oyun Olmaz! Edebiyatla Oyun Olmaz! Değerli Kamuoyuna Arz Ederiz."
Cem Uçan "Başlangıç Noktasına Geri Dön"
"Kamuoyuna Duyuru" adlı öykünün son satırları bu satırlar.
Kör gözüne parmak şahane bir tariz yapıyor Uçan. Neden mi?
Çünkü:
Edebiyat ahlaki olmak zorunda değildir.
Edebiyat milli olmak zorunda değildir.
Edebiyat manevi değerlerin düdüğünü çalmak zorunda değildir.
Edebiyat gelenek bekçiliği yapmak zorunda değildir.
Çünkü:
Edebiyat düşünülenin tam aksine sevilesi, neşeli, sıra dışı, yaramaz, ele avuca sığmayan bir pin pon topu gibi özgürdür; kafasına göre takılır.
Edebiyat gerçek olana sırtını dönmüş, düşler ülkesinde yaşayan ve hiç büyümeyen bir çocuktur.
Edebiyat tüm aykırılığına ve oyunbaz oluşuna karşın hayatı kurar; hem de hiç istemeden, kendiliğinden... Edebiyatın büyüsü hiç istemediği halde insanı ve yaşamı derleyip toparlamasından doğar.
Kör gözüne parmak şahane bir tariz yapıyor Uçan. Neden mi?
Çünkü:
Edebiyat oyundur.
Ek Bilgi: Bir Adım Öne Çıkan Alıntılar/ım, bir kitabı ya da yazıyı okurken altını çizdiğimiz ama genellikle okuduğumuz metinden bağımsız olarak düşünmek istediğimiz alıntıları somut biçimde özgürleştirmek, onları bağlamlarından biraz da olsa uzaklaştırabilmek için seçtiğim bir yol...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI
Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...
-
İçinde bulunduğumuz bunaltıcı ülke gündeminden uzaklaşmak niyetiyle ve başka gözlerle dünyaya bakma umuduyla kendimi deneme okumaya ver...
-
Harold Bloom, dünya edebiyatının en önemli yazarının Shakespeare olduğundan emindir. Başka bir yazara/şaire ait çok iyi bir metin okuduğumda...




