2 Aralık 2012 Pazar

MARGUERITE YOURCENAR’IN DOĞU ÖYKÜLERİ


Marguereite Yourcenar, Fransız edebiyatının önemli yazarlarından biri. Doğu Öyküleri, Yourcenar’ın yeni bir masal- öykü dili yaratma endişesiyle yazdığını düşündüğüm yürek yakan bir kitap.
“Yürek yakan” söylemini özellikle bir payeymiş gibi kullanıyorum çünkü bunu başaran yazar sayısı her dönemde çok az olmuştur. Bazı yazarlar, biçemleriyle, zekalarıyla, yeni anlatma yollarıyla bizi büyülerler. Fakat başka bir yazar türü daha vardır ki o  zekice bulduğu yeni anlatım yollarını denemekle kalmayıp içimize işleyen bir hikayeyle karşımıza çıkar. Yourcenar bu ikinci yazar türündedir.  Yazar, sanki yüzyıllar önce, doğunun kırsallarında gerçekten olup bitmiş insan trajedilerini anlatır kitabında; biçeminde sahicilik vardır.  Söylencelerin büyüsü ve onların gerçek olmalarını istememiz arasında titreyen sahicilik sinmiştir öykülerine. Örneğin ilk öyküsünde ressam Wang-Fo’nun  düşlere bile hükmetmek isteyen sultana kurban oluşu dile getirilir. Bir başka öyküsünde yazar,  kaleyi savunmak üzere bir kadını kurban etmek gerektiğini düşünen üç erkek kardeşin, karılarından birini seçmelerini anlatır. Seçilen kadının henüz sütten kesilmemiş bir çocuğu vardır. Bu öyküde kadınlığı, iktidarı ve boş inançları bir kez daha elden geçiriyoruz. Yazar, Prens Genci’nin Son Aşkı öyküsünde aşkın hep yıpratıcı ve çoğunlukla kişinin kendine dönük yaşadığı bir serüven olduğunu gözler önüne serer.
Doğu Öyküleri’nde Osmanlı Devleti’nin batıya yaptığı seferleri bir de karşı cepheden anlama şansına erişiyoruz. Savaşın ve göçün olduğu her yerde varolabilecek yıkımları, acıları ve bütün bunlara karşın yürüyüp giden gündelik yaşamı görüyoruz.  Yourcenar bize şu iletileri sezdiriyor: Yaşam, ölüme tedirgin gözlerle bakar, korkakça değil.
Yourcenar’ın karakterleri genellikle kurbandır. Yazar, kurban gördüğü karakterlerini 'cesaretle yaşadıkları için' över. Erkelere baş eğen kadınlar, sultanlara ve beylere söz geçirmeye uğraşmayan erkekler hem eleştirilmiş hem de dönem koşullarına göre biçimlendirilmiş yaşamlarını onurluca sürdürdükleri için yüceltilmişlerdir. Bu bakış açısıyla şunları düşünmek olası: Demek ki bizden sonrakilere de bizler çok tuhaf görüneceğiz. Bunca ziyana, kavgaya ortak olarak yaşamamız gelecekteki insanlara kabul edilir gelmeyecek ama yine de  kendi koyduğumuz onur ilkeleriyle örtüşen bir hayat sürmeye çalışmamız alkışlanacak.
 Karşılaştırmalı edebiyat uzmanlarından Katherine Arence diyor ki: Çeviri ilerledikçe edebiyatın yönü değişti. İyi çevirilerle okuduğumuz dünya edebiyatı yerel edebiyattan daha mı az değerli? 
Edebiyat evrenseldir. Yourcenar,  zeka dolu ve“yürek yakan” öyküleriyle bunu kanıtlıyor. 

28 Kasım 2012 Çarşamba

BİR ANKARA RÖPORTAJI- HABERTÜRK GAZETESİ



21 Kasım 2012 Habertürk gazetesi Ankara Eki'nde Adnan Gerger'le  söyleşi. 



Dil ve Edebiyat Öğretimi kitabınızın doktora tezinizden doğduğunu biliyoruz. Niçin tez olarak bir öğretim programı yazmayı istediniz?

Doktora tezi yazmak belalı bir iştir. İnsan üzerinde ne kadar çalışsa da sıkılmayacağı bir konuyu seçmelidir. Bendeniz mesleğine aşık bir edebiyat öğretmeniydim ve Türkiye’deki edebiyat öğretiminin neredeyse her yönüne  itiraz ediyordum. Bu konuyu seçerek inandığım edebiyat öğretimini bilimsel bir zeminde geliştirmiş oldum.  

Sizce bir gün, yazdığınız dil ve edebiyat öğretim programı liselerde uygulanır mı?

Sanmam. Bu konuda karamsarım doğrusu. Ama hiç olmazsa edebiyat öğretiminin nasıl olması gerektiğini yazdım, sadece olanı eleştirmekle kalmamış oldum.

Türkiye’deki çocuk edebiyatının durumu hakında neler söylersiniz?

Hem kaygılıyım hem umutluyum. Kaygılıyım çünkü pek çok yayınevi, çocuk kitaplarını seçme konusunda özensiz davranıyor. Şiddetin, ayrımcılığın aşılandığı kitaplar raflarda yerini koruyor maalesef. Bir taraftan da umutluyum çünkü çok iyi çocuk kitapları yazılıyor; nitelikli çeviriler yapılıyor. Bunun yanı sıra çocuk ve ilk gençlik edebiyatının sorunlarını ve yeniliklerini tartışmak için Ankara Üniversitesi bünyesinde birkaç yılda bir sempozyum düzenleniyor. Bunlar, çocuk edebiyatının gelişimi için değerli gelişmeler.  

Ankara’da öğrenci olmayı mı öğretmen olmayı mı daha çok sevdiniz?

Aslında ben öğrenciliği hiç bırakamadım. Yüksek lisans ve doktorayı öğretmenken yapanlardanım. Sanırım bu yüzden arasındaki farkı asla anlayamadım. Doktora bitince de üniversitede göreve başladım. İnanın hala öğrenci miyim hoca mıyım, ben de bilmiyorum. Biz akademisyenler kitap okumaya ya da yazı yazmaya “ders çalışmak” deriz. Sizce öğretmen olmuş muyum? Hiç sanmam. O zaman şöyle söyleyeyim: Ankara’yı her durumda çok sevdim.

Kızılay’da yürürken etrafınızın aniden doluşması nasıl bir duygu?

Kalabalık bir duygu. Bakın Kızılay’a yalnız iniyorum, bundan eminim.  Bir kitapçıya uğruyorum, yanıma bir iki kişi çoktan gelmiş oluyor.  Tabii bu kişiler ya arkadaşım ya öğrencimdir. Bir kahve içeyim, yemek yiyeyim diyorum. Yarım saat içinde oturduğum masaya bir masa daha ekleniyor. Masada tabii Sartrelar, İlhan Berkler, Kafkalar, Adornolar... Bildiğiniz güvenli, sıcak, bilgi dolu Ankara muhabbeti. Galiba bu muhabbet çekiyor onları. Çoktandır birbirini görmeyenler bu “ani doluşma”larda karşılaşırlar.

2011de Orhan Kemal Öykü Yarışması’nda ödül almıştınız. Öykü kitabınızı hala çıkarmadınız. Öykülerinizi topluca ne zaman okuyabileceğiz?

Aslında bir dosya haline geldi çoktan ama henüz kitaplaşması için bir girişim yok. Öyküleri dergilerde yayımlamayı sürdürüyorum.  Fakat sürprizlere de hazır olmak gerek.

Öykülerinizde genellikle Ankara’yı anlatıyorsunuz.  Ankara sanki çoğu öykünüzün esas karakteri olmuş. Neden?

Bu kent bana çok şey öğretmiştir. Ondan öğrendiklerime benziyorum, ondan öğrendiklerimi anlatıyorum. Özgürce okumayı, direnmeyi, sil baştan yaşamayı, araştırmayı, sınırlarımı zorlamayı ben burada öğrendim. Bir de doğasını çok severim Ankara’nın. Sokaklarını, ağaçlarını, kuşlarını, soğuğunu, göğünü... Ankara’yı gözü pek, merhametli, aydın bir delikanlıya benzetirim. Ona güvenilir, saygı duyulur ve değer verilir. Öykülerimin mekanı Ankara’dır ve bunun uzun süre değişeceğini sanmıyorum.

2007’de çıkarmaya başladığınız Sahaf dergisi 2011’de kapandı. O günleri özlüyor musunuz? Dergi kapanmasaydı dediğiniz oluyor mu?

Sahaf’ı ben edebiyat öğretmeniyken çıkardım. Derginin yazarları öğrencilerimdi, bazen yazar ve şair dostlarımdan da yazı desteği alıyordum. Şimdi onlarla hala iç içeyiz. Çocuklar şimdi de  yazıp çiziyorlar, yazdıkları yazıları başka ulusal dergilerde yayımlanıyor. Sahaf’ın varlık amacı lisede yazı nasıl yazılır, dergi nasıl çıkarılır, bunları öğretmekti. Amacına da ulaştı: Ankara’daki  bir  devlet okulundan, profesyonel bir dergi çıktı. Edebiyat dünyasına gencecik yazarlar ve şairler kazandırdı Sahaf. Neyse ki beni bu genç adam ve hanımlar hiç yalnız bırakmıyorlar ve ben o günleri özlemek zorunda kalmıyorum.
 
Sizce Türkiye üniversitelerinde edebiyat eğitimi veren bölümlerin en  büyük eksikleri nelerdir?

Türkiye'de edebiyat eğitmi veren bölümlerinin çoğunda çağdaş Türk edebiyatına yer yok. 1960’lardan sonra sanki hiçbir yenilik yokmuş gibi davranılıyor.  Çoğu akademisye çağdaş eleştiri kuramlarıyla bağ kurmuyor, hala en büyük edebiyat eleştirmeninin Mehmet Kaplan olduğu sanılıyor. Bu bölümlerde ne Roland Barthes’a ne Akşit Göktürk’e ne Umberto Eco’ya ne İtalo Calvino’ya rastlamak mümkün. Bunun dışında dünya edebiyatı da değer görmüyor. Pek çok Türkçe  ve edebiyat öğretmeni adayı, üniversiteden Joyce’u, Woolf’u, Gonçarov’u okumadan mezun oluyor. Sonra da bu ülke neden okumuyor diye yakınıyoruz. Üstelik bu bölümlerde okuyan öğrenciler yazmaya karşı ilgili kılınmıyorlar. Ben üniverisite öğrencisiyken hocalarımızdan birinin bize “Tanpınar gibi yazamayacaksanız hiç yazmayın” dediğini hatırlıyorum. Yazı kutsallaştırılıyor ve geleceğin edebiyat öğretmenleri yazmaktan korkuyor.

“Düş Odası” sizin sığındığınız bir liman mı, yoksa denize açılmak için kulaç attığınız bir kıyı mı? Yoksa Virginia Woolf’un, ‘Kendine Ait Bir Oda’sı gibi mi?

Üç yıldır blog yazıyorum. Gelip geçici bir heves sanmıştım ama öyle olmadı. Düş odası benim hayali kürsüm oldu.

 Düş Odası’ndaki profil fotoğrafınızda saçlarınız neden öyle yaramaz kızlar gibi havalanmış? 

Bu soruyu Ezel Akay’a sormak gerek. Çünkü bu 'avatar'ı yapan o. “Bana da avatar yap” isyanıma cevabıdır bu. Sanırım  uçuşan saçlar  neşemi; saçlarımdaki harften tokalar da yazma sevgimi yansıtıyor.
 
Ankara’daki edebiyat ortamları hakkında neler düşünüyorsunuz? Ankara bir edebiyatçı  için yaşanabilir bir yer mi?

Ankara’nın hala Türkiye’de edebiyatın merkezi olduğunu düşünüyorum. Bugünün pek çok yazar ve şairinin yolu Ankara’dan geçiyor. Fakat eteğindeki taşı dökmek isteyen yazar ve şairler İstanbul’a gidiyorlar, haklı olarak. Maalesef Ankara’da yazar ve şairlerin birlikte hareket edebilecekleri, nitelikli tartışmaları yapabilecekleri yerler yok.  Burada çoğunlukla bir başınıza kalırsınız. Ama size benzer dostları bulmak da zor değildir.  Bu yüzden Ankara tuhaf biçimde yazarını, şairini yalnız bırakır sonra da onu kucaklar. Ankara’nın bu durumunu aslında  mistik biçimde açıklamaya gerek yok. Ankara’da artık kültüre ve sanata yer açan yapılanmalar bulunmuyor. Ankara hep böyle değildi ki! Malum, şiirde birinci yeni de ikinci yeni de Ankara’dan çıkmıştır. Bunun nedeni kuşkusuz o dönemlerde Ankara’daki sanat ve bilim ortamlarının çok etkili olmasıdır. 





25 Kasım 2012 Pazar

Her Mevsim İçin Şiir


Her Mevsim İçin Şiir

Şiir, ilk gençlik yıllarımda hayatıma girdi; bir daha da çıkmadı. 
Lisede ders kitaplarımız, savaşı yücelten, ahlaki öğütler veren, karşılıksız aşkı anlatan şiirlerle doluydu. Okul bittikten sonra kaçımız şiir kitabı satın almadan duramaz hale geldik, bilemiyorum.  Şiiri sevmiyorduk.
Üniversitede durum değişmedi. Yine savaş, yine öğütler, yine karşılıksız aşkın girdabı… Bir de hoca vizede şöyle soruyordu: Şair burada ne anlatmak istemiştir? Hayatımız şairin ne demek istediğini anlamaya çalışarak geçti. Oysa şair değil şiirdir anlamamız gereken. Ve biz şiirden ne anladıysak şiir odur.
Neyse ki yaşamıma zamanla gerçek şiirler, şairler girdi.
İşte size her mevsim için bir şiir okuma önerisi. En sevdiğim şairler ve onların en sevdiğim şiir kitapları....

C.Baudelaire      Kötülük Çiçekleri
                            Paris Sıkıntısı
İlhan Berk          Çiğnenmiş Gül,
                            Şeyler Kitabı
                            Eşik
                            Aşk Tahtı
A. H.Tanpınar     Bütün Şiirleri
Turgut Uyar       Göğe Bakma Durağı
                             Dünyanın En Güzel Arabistanı
Behçet Necatigil Sevgilerde

Hilmi Yavuz          Kayboluş Şiirleri
                             Yara Şiirleri
                             Akşam Şiirleri
                              Büyü’sün Yaz
Cemal Süreya    Sevda Sözleri
                            Üvercinka
Edip Cansever   Sonrası Kalır 1,2
                            Yerçekimli Karanfil
                             Çağrılmayan Yakup
Özdemir Asaf      Çiçek Senfonisi
M. C. Anday        Rahatı Kaçan Ağaç
                             Yan Yana
Shakespeare      Soneler
Pablo Neruda    Kuşlar Sanatı
Şükrü Erbaş        Aykırı Yaşamak

Aydın Afacan      Binbir Deniz
                             Itır ve Güneş
                             Yan Yana Yedi Kırmızı
                             Rengin ve Hayal

Ahmet Haşim     Göl Saatleri 
                             Piyale
Fuzuli                   Türkçe Divan
                             Leyla ile Mecnun
Baki                      Türkçe Divan
Şeyh Galib            Hüsn ü Aşk
Ülkü Tamer         Ben Sana Teşekkür Ederim
Yahya Kemal      Kendi Gökkubbemiz
Nazım Hikmet   Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı
                            Memleketimden İnsan Manzaraları
                            Sevdalı Bulut
                            835 Satır
Sezai Karakoç     Monna Rosa
Metin Altıok       Bir Acıya Kiracı
Lorca                   Bütün Şiirleri
Yannis Ritsos      Rumluk, Yaşlı Kadınlar ve Deniz
Kavafis                 Barbarları Beklerken
Robert Desnos   Hayır, Aşk Ölmedi
Pablo Neruda    Kuşlar Sonatı
Süreya Berfe       Üvez ile Seferiz
Rimbaud              Cehennemde Bir Mevsim
Heinrich Heine    Tüm Şiirler
Ahmet Telli          Nida
                              Barbar ve Şehla
Gülten Akın         Kestim Kara Saçlarımı
Orhan Veli            Garip
Oktay Rıfat           Aşk Merdiveni
                              Perçemli Sokak
Ahmet Oktay      Her Yüz Bir Öykü Yazar
                             Söz Acıda Sınandı
A.M. Dıranas      Fahriye Abla
Louis Aragon      Mutlu Aşk Yoktur
Ahmed Arif         Hasretinden Prangalar Eskittim
Can Yücel            Sevgi Duvarı
                             Mekanım Datça Olsun
C. S. Tarancı        Otuz Beş Yaş
Attila İlhan          Yağmur Kaçağı
Mayakovski         Pantolonlu Bulut
E. A. Poe              Annabel Lee
Verlaine                Aşıkların Bayramı
                             Güzel Şarkı
O. Elitis                Çılgın Nar Ağacı
Ece Ayhan           Zambaklı Padişah
                             Bakışsız Bir Kedi Kara
Ö. Hayyam          Teraneler
                               Rubailer

14 Kasım 2012 Çarşamba

Kış Mevsimi İçin Kitap Listesi

Geçen yıllarda blogda "Yaz Mevsimi İçin Kitap Listesi" adında bir yazı yayımlamıştım. Bu listeyi,  benden kitap adı isteyen öğrencilerime ve dostlarıma önermek amacıyla kullanıyordum. Şu sıra yine listeciler peşimde. Madem öyle, listeyi güncelleyeyim istedim.
Not: Kitap adlarını ve yazarlarını aklıma geldikleri sırayla yazdım; birinin ötekine göre önceliği yoktur. Üstelik, edebiyat bu listenin dışında da elbette vardır; bunlar 100 Temel Eser değildir. Listede adını ya da sevdiği yazarların adını göremeyenlerin alınıp darılmasına gerek yoktur.


IVAN GONÇAROV           OBLOMOV
DOSTOYEVSKİ                 YERALTINDAN NOTLAR
                                               SUÇ VE CEZA
                                               KARAMAZOV KARDEŞLER
TOLSTOY                            IVAN ILYİÇ’İN ÖLÜMÜ
                                               ANNA KARENİNA
                                               DİRİLİŞ
HOMEROS                          İLYADA VE ODİSSEİA
JAMES JOYCE                   ULYSSES
                                              SANATÇININ BİR GENÇ ADAM OLARAK PORTRESİ
                                              DUBLİNLİLER
VİRGİNİA WOLF              MRS. DALLOWAY
                                              KENDİNE AİT BİR ODA
THOMAS HARDY            ADSIZ SANSIZ BİR JUDGE
SAMUEL BECKETT        AŞKSIZ İLİŞKİLER
                                              GODOT’YU BEKLERKEN
JEAN PAUL SARTRE      MEZARSIZ ÖLÜLER
                                              KİRLİ ELLER
                                              SİNEKLER
                                              BULANTI
                                              EDEBİYAT NEDİR?
 BEAUVOİR                       BAŞKALARININ KANI
KUNDERA                         VAROLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
FAULKNER                       SES VE ÖFKE
                                             DÖŞEĞİMDE ÖLÜRKEN
                                             DUMAN
SHAKESPEARE               HAMLET
                                             KRAL LEAR
BRECHT                            ÜÇ KURUŞLUK OPERA
YUSUF ATILGAN           AYLAK ADAM
SABAHATTİN ALİ         DEĞİRMEN
SAİT FAİK                       SON KUŞLAR
OĞUZ ATAY                   TUTUNAMAYANLAR
                                           KORKUYU BEKLERKEN
ORHAN PAMUK            SESSİZ EV
ATTİLA İLHAN             SOKAKTAKİ ADAM
ORHAN KEMAL           EKMEK KAVGASI
YAŞAR KEMAL            İNCE MEMED
GÜRSEL KORAT          RÜYA KÖRÜ
                                           KALENDERİYE
HALDUN TANER         KIZIL SAÇLI AMAZON
                                           KEŞANLI ALİ DESTANI
                                           EŞEĞİN GÖLGESİ
MURAT GÜLSOY        SEVGİLİNİN GECİKEN ÖLÜMÜ
                                          BU KİTABI ÇALIN
                                          
GÜNDÜZ VASSAF        CEHENNEME ÖVGÜ
ADORNO                         MİNİMA MORALİA
PLATON                          SOCRATES’İN SAVUNMASI
PONTY                            ALGILANAN DÜNYA
NİETZSCHE                  BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT
                                          ECCO HOMO
SHOPENHAUR              AŞKIN METAFİZİĞİ
BALZAC                         EUGENİE GRANDE
FLAUBERT                    EMMA BOWARY
GORKİ                             BENİM ÜNİVERSİTELERİM
EMİLE ZOLA                 NANA
                                          GERMİNAL
DİCKENS                        İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ
KAFKA                           DAVA
                                         DEĞİŞİM
                                          ŞATO
                                         MİLENA’YA MEKTUPLAR
MARCEL PROUST     KAYIP ZAMANIN İZİNDE
HALİT ZİYA                 AŞK I MEMNU
ALBET CAMUS          YABANCI
                                         DÜŞÜŞ
                                         SİSİFOS SÖYLENİ
KİERKEGAARD          ÖLÜMCÜL HASTALIK UMUTSUZLUK
ÇEHOV                         KÖPEĞİYLE DOLAŞAN KADIN
ROBERT MUSSİL       NİTELİKSİZ ADAM
GEORGE PEREC         UYUYAN ADAM
GOETHE                       FAUST
GEORGE ORWELL    1984
                                        HAYVAN ÇİFTLİĞİ
TANPINAR                   MAHUR BESTE
                                       HUZUR
                                       SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ
EMİLE AJAR              YALAN ROMAN
                                       ONCA YOKSULLUK VARKEN
VİRGİLLİUS               AENEAS DESTANI
DANTE                         İLAHİ KOMEDYA
CERVANTES              DON KİŞOT
BOCCACİO                 DECAMERON HİKAYELERİ
SALİNGER                  ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR
FİLİZ ÖZDEM            DÜŞ HIRKASI
ITALO CALVİNO      BİR KIŞ GECESİ EĞER BİR YOLCU
                                      AĞACA TÜNEYEN BARON
                                       KARGA SONA KALDI
                                       KOZMOKOMİK ÖYKÜLER
                                       AMERİKA DERSLERİ
 BORGES                     KUM  KİTABI
BİLGE KARASU        GECE
                                       NARLA İNCİRE GAZEL
KAZANCAKİS           ALEKSİ ZORBA
LATİFE TEKİN          SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM
HEMİNGWAY           SİLAHLARA VEDA
THOMAS MANN     BÜYÜLÜ DAĞ
OSCAR WİLDE         DORİAN GRAY’İN PORTRESİ
                                      SANATÇI -ELEŞTİRMEN, YALANCI, KATİL
JEAN JENET              ZENCİLER
REŞAT NURİ             BALIKESİR MUHASEBECİSİ
                                     ÇALIKUŞU
ELİAS CANETTİ      KÖRLEŞME
                                     KİTLE VE İKTİDAR
PAUL AUSTER        GÖRÜNMEYEN
ADALET AĞAOĞLU   ÖLMEYE YATMAK
SARAMAGO             ÖLÜM BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ
EHRENBURG           PARİS DÜŞERKEN
UMBERTO ECO      FOUCAULT SARKACI
                                     GÜLÜN ADI
G.G.MARQUEZ       YÜZ YILLIK YALNIZLIK
AZİZ NESİN             YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ
M. MUNGAN            KADINDAN KENTLER
A. DUMAS                MONTE CRİSTO KONTU
MOLİERE                 CİMRİ





6 Kasım 2012 Salı

KENT ACEMİSİ


Kalkıp gelirsin bir uzak diyardan, denizaşırı.
Ankara'dan ayrılalı çok olmuş, geri dönmek ihtimali yok şimdilik.
Bir yeni kentte başlarsın yeni hayata.
Kaç kentte yaşadıysan o kadar hayat yaşarsın. 
Çünkü yeni sokaklardan geçersin.
Yeni evlerde yaşarsın.
Başka kapıları açıp kapatırsın.
Uykuların dağılır.
Huyun değişir.
Daha çok araba kullanırsın uzun yolda.
Arkanda bıraktığın kentteki arkadaşlarından habersiz yeni yazarlar bulup okursun.
Okuduklarını yeni insanlara anlatırsın, seni hiç tanımayan: neye güldüğünü anlamaz, öfkene anlam veremezler.
"Acemi"sindir, eski dostun XTVK'nin sana söylediği gibi.
Bu kadar yeniliği hemence sevmene şaşarsın.
Sıra dağları görürsün, vadileri, nehirleri.
Aklına Baudelaire'in dizeleri düşer bir bağ bozumunda.
Maviyi unutursun. Ne varsa kahverengi ve yeşil.
Derken güz gelir.
Gözün başka kentlerdedir.
"Gitmek" ne zaman dersin?
Yeni bir kitap yazarsın.
İçinden  öyküler geçer katar katar.
Bir sonraki kitabını düşünürsün.
Kahveci çırağının elindeki kulplu tepsinin içinde, tek çay bardağısındır. Döner çevrende dünya, sen bir o yana bir bu yana.  Bu müthiş denge ve yaşamak macerası soluk soluğa...
Birileri dostun olmaya başlar. İnanamazsın. Hayat bu kadar iyi mi?
Yine de "gitmek" dersin.
Çünkü hayat acemiyken güzel, mesela çocukken, mesela yeni bir kentte yeni bir hayata başlarken. Yani daha alışmamışken her şeye.
Kaç kentte yaşadıysan o kadar hayat yaşarsın.
Bu dünyada insan bilmem kaç hayat yaşamalı?








7 Ekim 2012 Pazar

SAHAF'IN ÖYKÜSÜ


4-6 Ekim 2012 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nde "Kamusal Eğitim Sempozyumu" düzenlendi. Bu sempozyumda, öğretmenlik yaptığım yıllarda  öğrencilerle çıkardığımız SAHAF dergisini kamusal eğitim bağlamında anlattım. Sahaf yazarlarından Aslı Şahinkaya bu maceramızın kısa bir belgesel filmini yaptı. İşte o film...

5 Eylül 2012 Çarşamba

EZEL AKAY SİNEMASI:MASAL SİNEMASI



"Bir varmış bir yokmuş. Allah'ın kulu çokmuş. Bir zamanlar Kaf Dağı'nın ardında bir ülkede herkesin çok ama çok korktuğu peri padişahının, Nurbanu adında güzeller güzeli bir kızı varmış. Peri padişahının kızı Nurbanu, babasının kıskançlığı yüzünden kimselerle görüştürülmüyormuş. Nurbanu, yalnızlığı canına tak dediği bir gün saraydan kaçmaya karar vermiş..."
 Masalları önce dinleyerek, okuma yazmayı öğrenince de okuyarak büyüyen bir kuşaktan olduğum için şanslı duyarım kendimi. Çünkü masallar, dünyada her şeyin mümkün olabileceğini, iyilerin daima kazanacağını, kötülerin cezalarını bulacağını fısıladı bu kuşağın kulağına...
Bu yazıda masalcı bir yönetmenin, Ezop'un, Ezel Akay'ın filmlerinden söz edeceğim: Neredesin Firuze, Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? ve Yedi Kocalı Hürmüz.

Neredesin Firuze, şarkıcı olmak için büyük düşleri olan bir delikanlının (Özcan Deniz) hikayesidir. Delikanlı, İstanbul'a geldiğinde kaybetmeye alışkın ama köşeyi dönmek için çok hevesli bir plak yapımcısına (Haluk Bilginer) kendini teslim eder. Bu sırada reklam afişlerinden gördüğü güzel kıza (Şebnem Dönmez) aşık olur. Hiç beklenmedik bir anda delikanlıyı televizyonda gören zengin bir kadın (Demet Akbağ) ona arka çıkmak ister Olasılıklar, hayaller, kaybedişler, iyiler ve kötüler bir çocuğa bile kolaylıkla anlatılabilecek saflık ve açıklıkla sergilenir Ezop'un perdesinde. Ezel Akay, bugünü anlatan bir hikayeyle seyirci karşısına çıksa da gerçeği dönüştürür Neredein Firuze'de. Örneğin plak yapımcısından mafya babasına herkes takım elbise giyer ama gökkuşağının renklerinde. Bu takım elbiseler bile birer tasarım harikasıdır. Filmin dekorları incecik ayrıntılarla dolu nesnelerle yüklüdür. Tek kare dahi küçümsenmeden mekanlar Dali'nin tabloları gibi renklendirilmiş, hacim verilmiş ve esnekleştirilmiştir. Neredesin Firuze'yi izlerken modern bir masalı dinlemekle kalmaz, bir yandan gösterişli bir tiyatro, neşeli bir kumpanya izler gibi olursunuz. Her masal gibi Ezel Akay'ın filmlerinde de yaşam gülümseyerek eleştirilir. Adaletsizlikler, aksilikler, zorbalıklar kör gözüne parmaktır ama hiç bunaltmaz bunlar sizi. Çünkü Ezop bir ağlatır, hemen güldürür, kıyamaz seyircisine.  Canınız sıkkınsa, ya da yaşama sırtınızı dönmüşseniz sizi teselli eder. Şöyle der size onun filmleri: Herkesin bir derdi var, hatta kahrımızdan ölüyoruz sevgili seyirci! Ama yaşamak çok güzel. Ne demiş şair, Düşmana inat bir gün fazla yaşamak.

Neredesin Firuze gibi senaryosunu Levent Kazak'ın yazdığı Karagöz Hacivat Neden Öldürüldü? filmi bir söylenceden doğar. Karagöz ve Hacivat gölge oyununun kaynak kişileri üzerine edebiyat tarihçileri çok sayıda rivayetten söz etse de bu kişilerin yaşamları birer muammadır. Filmde, Karagöz (Haluk Bilginer) ve Hacivat'ın (Beyazıt Öztürk) yaşadığı 1300'lü yıllar Anadolu'nun dinsel, geleneksel, tarihsel bakımdan çokkültürlülüğününün zirvede olduğu bir dönemdir. Aleviler, Sünniler, Hıristiyanlar, Yahudiler kardeşlik içinde yaşayıp gitmektedirler. Filmin hazırlanması aşamasında tarihsel kaynaklara ne kadar dalınıp çıkıldığı çok açıktır. Bunun en önemli kanıtlarından biri filmdeki karakterlerin konuşma dilleridir. Eski Anadolu Türkçesi, seyircinin yabancılık çekmeyeceği biçimde yumuşatılmış ve film için neredeyse yeni bir Türkçe yaratılmıştır. Neredesin Firuze gibi Karagöz Hacivat Nasıl Öldürüldü filmi de masal diyarından seyirciye uzanır. Yine gösterişli makyajlar, rengarenk kostümler ve ışıl ışıl dekorlar, mekanlar göz doldurur. Ezel Akay idam sahnesinde bile bizi güldürür. Karakterlerin hazin sonları için üzülürken bir yandan Karagöz ve Hacivat'ın ne kadar güzel bir akadaşlıkları olduğuna imreniriz.  İktidarların düşünen,özgür ve sanatçı insanlara neler yaptığına hayıflanırken onların varlığına ve hep var kalacaklarına inanıp şükrederiz.

Sadık Şendil'in aynı adlı oyunundan uyarlanarak, senaryosunu Gürsel Korat'ın yazdığı Yedi Kocalı Hürmüz Ezel Akay'ın son filmidir. Aşağı inenler, yukarı çıkanlar, nara atanlar, yangın söndürenler, koca bekleyenler, koca kaçıranlar, aşk çekenler, göz süzenler, dil dökenler, örtünenler, açılanlar saçılanlar... Yedi Kocalı Hürmüz, bir kadın hikayesidir. Feminist sinema gün geçtikçe güç kazanıyor. Yalnız sinemada değil sanatın her dalında kadın sorunlarını  gülerek anlatamıyoruz; çünkü bu yapıtlarda şiddeti, baskıyı, suskunluğu, haksızlığı gizleyemiyoruz. Bir taraftan filmlerde kadın karakterler hala genellikle erkek karakterlerin yanında ikincil konumda ; baş rolünü bir kadının oynadığı film sayısı hala çok az. Sözü getirelim yeniden Yedi Kocalı Hürmüz'e. Ülkemizde hatta dünyada kadınları bu kadar sakınımsız savunan, erkek egemen bir topluma kadınlar için bu kadar dil çıkaran başka film var mıdır acaba? Kahkahayla, neşeyle, güle oynaya yedi kocasını idare eden Hürmüz (Nurgül Yeşilçay) erkeklere ders verir gibidir. Çapkınlıklarıyla sevimli göründüğünü zanneden erkeklere hallerini ifşa eder. Yedi Kocalı Hürmüz, bir anın boşa harcanmadığı, yüksek tempolu bir filmdir.  Hürmüz ve onun yedi birbirinden farklı kocası  arasındaki dolantılar, tiyatroya yaklaşan yüksek bir mizah diliyle örülmüştür. Yine bu filmde Ezel Akay'ın rengarenk kumaşları, şapkaları, nesneleri, mekanları seyircinin ruhunu açar. İnsan Yedi Kocalı Hürmüz'ün yaşadığı mahalleye sinema perdesinin önünden sıçramak, orada sonsuza dek mutlu yaşamak ister.  
Ezel Akay'ın üç filminin müziklerinde Ender Akay ve Sunay Özgür'ün imzası var. Üç filmin müzikleri de Türkiye'nin en iyi film müzikleri arasına girer.  Kimi yönetmen filmlerinde sessizliği seçse de benim gibi müziği yaşamının arka planında daima görmek isteyenler için müziksiz sinema eksiktir.
İçinde yaşadığımız dünyanın dertleri eksilmiyor, gün geçtikçe boyumuzu aşıyor. Fakat iyi ki edebiyat var, iyi ki masallar var, iyi ki masalsı filmleriyle Ezel Akay var. Çünkü  tesellisiz hayat, yaşamaya değmiyor.  






KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI

Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...