"Parmağımı yaktım. Musluğu açıp altına tutuyorum şimdi. Arada çekip ovuşturuyorum, üflüyorum. Herşey birbirinin nedeni olarak yaşanıyor bu lavabonun kıyısında.
Nedensiz yaptığım bir edim var mı dersin? Rasyonalizme inanmıyor değilim ne yazık! Serde kaderci olmak da vardı. Ancak bugünlerde bizim rasyoya inanmak istemiyorum.
Fazlasıyla ortaya koyarak seviyorum seni. Seni ayan beyan sevdiğim için beni sevmiyorsun. Sululuklardan hoşlanmadığın için... İçinler yüzünden.
Rasyonalizm, aşk gibi akıl dışı olgularda zaten işlemez mi diyorsun? Peki ya bu keder neden? Aşk nedeniyle kederlilik hali. Hadi cevap ver bana bilgiç sevgili? Nedenler yüzünden. Korkma şu durumda kaderciliği seçmeyeceğim. O kadar kötü değilim. Başka şeye, başka şeye dayandıracağım durumumu...."
Dış Ses: Üffffff,üffffff,üfffffff.
"Bir içgörü bendeki. İçgörüme göre giderek daha mutsuz olacağım. Sevmeyeceksin beni, seni böyle uluorta sevdiğim için. Bir de sululuklardan hoşlanmadığın için. İçinler yüzünden."
6 Aralık 2010 Pazartesi
30 Kasım 2010 Salı
İç Monolog 11
"Bugün bir iç monolog yazmalıyım. Bir adam düşünmeliyim. Kadın olmasın; çok içerden yazarım diye endişeleniyorum. Öyle hassasım ki şu sıra, fire vermekten korkarım...Adam, diyordum. Bir işi olsun her gün sabah 9'da gittiği...
25 Kasım 2010 Perşembe
Neşeli kal...
Jean Paul Sarte "Edebiyat Nedir?" adlı yapıtında yeşil elmanın neşesini görebilmekten söz eder. Ben yeşil elmanın neşesini görebilenlerden miyim diye sorduğumuz olur kendimize ancak yeşil elmada neşenin ne aradığını sorgulamak aklımıza düşmez. Çünkü neşe, ansızın ve beklenmedik biçimde doğar; bunu biliriz. Tıpkı apartman kapısını açarken bir sokak kedisinin tam ayaklarımızın dibine kurulması, bir serçenin penceremizin pervazına konması, sürahiden bardağa suyun dökülmesi gibi... Neşeyi görebilenler onu yaşayarak büyütürler. Hatta bazıları neşeli olmayı bir çocukluk hali olmaktan çıkarıp tüm yaşamına akıtmayı başarır.
Neşe, hayatı olduğu gibi, geldiği gibi sevme halidir. İşte bu yüzden neşeli olmak, büyük bir erdemdir.
Neşe, hayatı olduğu gibi, geldiği gibi sevme halidir. İşte bu yüzden neşeli olmak, büyük bir erdemdir.
22 Kasım 2010 Pazartesi
Bir Adım Öne Çıkan Alıntılar/ım 4
"Biz, 'Edebiyattla Oyun Olmaz' diye haykıran insanlar, bu duyurunun bir ihbar kabul edilmesini talep ederek; başta yetkili ve yetkisiz tüm devlet büyüklerimiz olmak üzere, sorumluluk sahibi tüm azar, editör, yayıncı, dağıtıcı, kitapçı, eleştirmen ve okurları en kısa sürede edebiyatı bir oyun alanına çevirmek isteyenlere karşı göreve çağırıyoruz. Bir araya gelerek bu gidişata bir dur demek için harekete geçmenin, bu ülkenin duyarlı insanlarının asli görevlerinin başında geldiği siz Değerli Kamuoyuna bildirmekten kıvanç duyarız! Son olarak: Edebiyatta Oyun Olmaz! Edebiyatla Oyun Olmaz! Değerli Kamuoyuna Arz Ederiz."
Cem Uçan "Başlangıç Noktasına Geri Dön"
"Kamuoyuna Duyuru" adlı öykünün son satırları bu satırlar.
Kör gözüne parmak şahane bir tariz yapıyor Uçan. Neden mi?
Çünkü:
Edebiyat ahlaki olmak zorunda değildir.
Edebiyat milli olmak zorunda değildir.
Edebiyat manevi değerlerin düdüğünü çalmak zorunda değildir.
Edebiyat gelenek bekçiliği yapmak zorunda değildir.
Çünkü:
Edebiyat düşünülenin tam aksine sevilesi, neşeli, sıra dışı, yaramaz, ele avuca sığmayan bir pin pon topu gibi özgürdür; kafasına göre takılır.
Edebiyat gerçek olana sırtını dönmüş, düşler ülkesinde yaşayan ve hiç büyümeyen bir çocuktur.
Edebiyat tüm aykırılığına ve oyunbaz oluşuna karşın hayatı kurar; hem de hiç istemeden, kendiliğinden... Edebiyatın büyüsü hiç istemediği halde insanı ve yaşamı derleyip toparlamasından doğar.
Kör gözüne parmak şahane bir tariz yapıyor Uçan. Neden mi?
Çünkü:
Edebiyat oyundur.
Ek Bilgi: Bir Adım Öne Çıkan Alıntılar/ım, bir kitabı ya da yazıyı okurken altını çizdiğimiz ama genellikle okuduğumuz metinden bağımsız olarak düşünmek istediğimiz alıntıları somut biçimde özgürleştirmek, onları bağlamlarından biraz da olsa uzaklaştırabilmek için seçtiğim bir yol...
21 Kasım 2010 Pazar
Bir Adım Öne Çıkan Alıntılar/ım 3
"İnsan çağdaş sanatın bir kısmının caydırıcı bir çalışmaya, imgenin ve hayal gücünün ardından yas tutmaya çalışmasına, estetiğin ardından yas tutmaya çalışmasına katkıda bulunduğu izlenimi ediniyor ama bu çalışma çoğunlukla ıskalandığından, kendi tarihini ve kalıntılarını geri dönüştürerek hayatta kalıyor gibi görünen sanat alanında genel bir melankoliye sebep oluyor (oysa, imkanlarının üzerinde değil de, amaçlarının ötesinde yaşamak gibi melankolik bir yazgıya mahkum olan yegane alan sanat ya da estetik değildir)."
Jean Baudrillard "Sanat Komplosu"
Geçmişin güzelliği ve geleceğin gizemi şimdinin sanatını, bilimini, siyasetini egemenliği altında tutuyor. Yalnızca geçmişe övgü yağdıranlara muhafazakar salt geleceğin gizemine kapılana yabancılaşmış diyoruz. Hem geçmişi hem geleceği özleyenler mi iyi sanatçı, iyi siyasetçi, iyi bilim insanı oluyor? Bilmem!
"Şimdi, diye bir şey var mıdır aslında?" sorusuna da yanıt aratıyor Baudrillard. "Anı yakala"yı reddetmiyorum ama bence "şimdi" diye bir şey yok. Ya da Tanpınar en iyisini biliyor:
Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbüyün dışında
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında
Ek Bilgi: Bir Adım Öne Çıkan Alıntılar/ım, bir kitabı ya da yazıyı okurken altını çizdiğimiz ama genellikle okuduğumuz metinden bağımsız olarak düşünmek istediğimiz alıntıları somut biçimde özgürleştirmek, onları bağlamlarından biraz da olsa uzaklaştırabilmek için seçtiğim bir yol...
Jean Baudrillard "Sanat Komplosu"
Geçmişin güzelliği ve geleceğin gizemi şimdinin sanatını, bilimini, siyasetini egemenliği altında tutuyor. Yalnızca geçmişe övgü yağdıranlara muhafazakar salt geleceğin gizemine kapılana yabancılaşmış diyoruz. Hem geçmişi hem geleceği özleyenler mi iyi sanatçı, iyi siyasetçi, iyi bilim insanı oluyor? Bilmem!
"Şimdi, diye bir şey var mıdır aslında?" sorusuna da yanıt aratıyor Baudrillard. "Anı yakala"yı reddetmiyorum ama bence "şimdi" diye bir şey yok. Ya da Tanpınar en iyisini biliyor:
Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbüyün dışında
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında
Ek Bilgi: Bir Adım Öne Çıkan Alıntılar/ım, bir kitabı ya da yazıyı okurken altını çizdiğimiz ama genellikle okuduğumuz metinden bağımsız olarak düşünmek istediğimiz alıntıları somut biçimde özgürleştirmek, onları bağlamlarından biraz da olsa uzaklaştırabilmek için seçtiğim bir yol...
17 Kasım 2010 Çarşamba
İÇ MONOLOG 10
"Çoktan unutmuşsun beni. Bu gülüşler, bu iltifatlar, bu vaatler hiç tanımadığım yeni arkadaşlarına mı? Artık şu kıvırcık saçlı kıza mı anlatıyorsun son zamanlarda neden kilo aldığını? Sürekli eli saçlarında gezen çukur yüzlü adama mı dert yanıyorsun benzin fiyatları yükseldi diye? Bir gün gelecek çaprazında oturan uzun parmaklı, öğretmen kılıklı kadına bir sırrını mı vereceksin kimseye daha önce vermediğin? Tutacak mı sırrını, peki? Niçin tutmasın, öyle ya? İnsan yerimi kimse tutmaz sanır; yanılır. Gülmekten sarsılırlen sen nasıl da sıvazlıyor sırtını kıvırcıklı saçlı kız? Hani şu neden kilo aldığını anlattığın... Gözün değmeden bana, kaçırmadan tadını kalkmalı senin "karşı masa"ndan. Çoktan ayrı masalarda olduğumuzun ayırdına varıp şu muhakemenin aynını yapma diye buhar olup uçmalı bu benim artık pek uğramadığım ama senin belli ki yeni arkadaşlarınla epey sık geldiğiniz kafeden. Baksana bu bana da tanıdık gelen garson nasıl da biliyor seninle nasıl konuşulacağını? İçten ama saygılı?.."
28 Ekim 2010 Perşembe
Çoğunluk'la Aynı Yerdeyiz....
Çok az değişiyoruz. Yıllar geçiyor ama biz davranışlarımızın eğri büğrü yanlarını törpülemek yerine onları adamakıllı palazlandırarak kuşaktan kuşağa aktarmayı tercih ediyoruz. Dosdoğrularımız var, yan yollara hiç sapmıyoruz. İnançlarımızdan, kabullerimizden hiç kuşkumuz yok; bizden başka hayatlar bize düşman...Kaç bin yıl geçse de kabileler halinde yaşamak tercihimiz oluyor; karışamıyoruz, kaynaşamıyoruz birbirimizle... Korkuyoruz aşağı semtte oturanlardan, kaçıyoruz yukarı mahallenin çocuklarından...
Altın Portakal 2010 En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu ödüüllerini almış Seren Yüce filmi Çoğunluk'u izlerken salondaki herkesin filmde kendi ailesinden bir şeyler bulduğuna eminim. Mutsuz anne, egemen baba... Ne kadar da gerçekti hepsi; ne kadar da "çoğunluk"la bize benziyordu.
Çoğunluk üzerine daha uzunca bir süre konuşulacağına inanıyorum. Bunun nedeni psikolojik ve ideolojik bağlamda pek çok katmanı var filmin. Ben bu katmanların derinliğine girmeden filme ilişkin düşüncemi kısaca şöyle dile getirmek isterim:
Filmden çıktıktan sonra, babalarımızla yaptığımız bazı düşünsel kavgaların çok zamanlar içimizi sızlatıyor olmasına karşın onlardan başka türlü düşünebilmeyi başarmamızın ne büyük bir adım olduğunu düşündüm. Büyüklerimizi kalben severiz ama onlardan ayrı düşünceler edinmemizdir doğru olan. Çünkü zaman geçmeli ve dünya daha iyi bir yer olmalıdır. Yirmili yaşlarımızı geride bırakmamıza karşın hala verdiğimiz kavgaların arkasında durmak ne güzel. Tatsız olan durum "çoğunluk"la böyle olmayışımızdır. Gençliğimizde düşüncelerini eleştirdiğimiz büyüklerimizin doğru bildikleri değerleri, ilkeleri vs. sonradan şiar edinmemiz, onlara boyun eğmemiz ne büyük yanılgıdır!
Bu filmi çektiği için Seren Yüce'yi, tüm bu ödülleri filme vermekten geri durmayan Altın Portakal jürisini tebrik etmek gerekiyor. Bu güzel filmi izleyecek olanlara da iyi seyirler!
Altın Portakal 2010 En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu ödüüllerini almış Seren Yüce filmi Çoğunluk'u izlerken salondaki herkesin filmde kendi ailesinden bir şeyler bulduğuna eminim. Mutsuz anne, egemen baba... Ne kadar da gerçekti hepsi; ne kadar da "çoğunluk"la bize benziyordu.
Çoğunluk üzerine daha uzunca bir süre konuşulacağına inanıyorum. Bunun nedeni psikolojik ve ideolojik bağlamda pek çok katmanı var filmin. Ben bu katmanların derinliğine girmeden filme ilişkin düşüncemi kısaca şöyle dile getirmek isterim:
Filmden çıktıktan sonra, babalarımızla yaptığımız bazı düşünsel kavgaların çok zamanlar içimizi sızlatıyor olmasına karşın onlardan başka türlü düşünebilmeyi başarmamızın ne büyük bir adım olduğunu düşündüm. Büyüklerimizi kalben severiz ama onlardan ayrı düşünceler edinmemizdir doğru olan. Çünkü zaman geçmeli ve dünya daha iyi bir yer olmalıdır. Yirmili yaşlarımızı geride bırakmamıza karşın hala verdiğimiz kavgaların arkasında durmak ne güzel. Tatsız olan durum "çoğunluk"la böyle olmayışımızdır. Gençliğimizde düşüncelerini eleştirdiğimiz büyüklerimizin doğru bildikleri değerleri, ilkeleri vs. sonradan şiar edinmemiz, onlara boyun eğmemiz ne büyük yanılgıdır!
Bu filmi çektiği için Seren Yüce'yi, tüm bu ödülleri filme vermekten geri durmayan Altın Portakal jürisini tebrik etmek gerekiyor. Bu güzel filmi izleyecek olanlara da iyi seyirler!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI
Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...
-
İçinde bulunduğumuz bunaltıcı ülke gündeminden uzaklaşmak niyetiyle ve başka gözlerle dünyaya bakma umuduyla kendimi deneme okumaya ver...
-
Harold Bloom, dünya edebiyatının en önemli yazarının Shakespeare olduğundan emindir. Başka bir yazara/şaire ait çok iyi bir metin okuduğumda...




