Yağmurlu bir akşam Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde Pina Bausch'un İstanbul'unu izlemeye hazırlanıyoruz. Yağmurun dindiğini görmeden gösteri başlıyor.
Müthiş bir sahneleme, şahane müzikler, benzersiz koreografiler... Pina Bausch'un adını fena olmayan bir modern dans izleyicisi olarak çok duymuştum fakat ilk kez onun koreografisini izleme şansına eriştim.
Bausch'un modern dans anlayışında dansçılar konuşuyor, şarkı söylüyor, izleyiciye laf atıyor, pek çok karaktere bürünüyorlar. Bunun yanı sıra 2009 yılında yaşama veda eden Bausch, popülüler müzikten yararlanmayı bilen, yaşamın temel öğelerini ele alırken günün insanının aşina olduğu güncel müziği pas geçmeyen bir dahi .
24 Haziran 2010 Perşembe
19 Haziran 2010 Cumartesi
José Saramago Giderken
Hem nitelikli edebiyat üreten hem sinematografik yazabilen yazarların romanları daha başka türlü bir hayranlık uyandırır bende. Saramago o yazarlardan biriydi... Yazarın 1995'te yazdığı ünlü romanı Körlük Fernando Merilles tarafından 2008'de filme aktarılmış ve bu film Oscar'a aday gösterilmişti. Doğal olarak bir romanı ne kadar sinematografik algılasak da o romanı bir film olarak karşımızda gördüğümüzde düş kırıklığı yaşarız, bu filmde de aynen böyle olmuştu.
1998 Nobel Ödülü sahibi Saramago'nun beni en çok etkileyen kitabı "Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş"tur. Bu kitabı sevgili dostum Xtvk'den öğrenmiştim.
11 Haziran 2010 Cuma
Yazın Geçip Gidiyor Olması
Hiç bilmediğim yitik bir gelecek zamanı özlüyorum. Neler olabileceğini varsayamadığım, tahmin edemediğim zamanları... Hiç dokunulmamış, akla getirilmemiş yılların ne hikayelerle yaşanacağını merakla beklemek ne güzeldi ilk gençlik yıllarımda! Fakat yetişkinlik kötü hastalık: Kuruyor kafam, kehanetlerde bulunuyor, durmuyor; her daim bekliyor tasarladığı gelecek zamanların vuku bulmasını...Sonra sıkılıyorum tasarladığım olasılıkları (olumlu- olumsuz) bekleyerek yaşamaktan. Başka hayatlar kuruyorum kendime bu yüzden, hiç tanışmadığım insanlara hiç bilmediğim zaman dilimleri veriyorum. Çok tuhaf şeyler yaşıyorlar, ben de onlarla yaşamış oluyorum. Sıkıntım ancak böyle geçiyor.
Yaz gelip geçiyor, ömrün tüm anları gibi hızla...Sıkılıyorum. Yeni hayatlar kurmaya duruyorum öyleyse. Evet başlıyorum. Öykünün adı: Yol.
Yaz gelip geçiyor, ömrün tüm anları gibi hızla...Sıkılıyorum. Yeni hayatlar kurmaya duruyorum öyleyse. Evet başlıyorum. Öykünün adı: Yol.
7 Haziran 2010 Pazartesi
Bu Yalan Tango: Geçmiş Zaman Olur ki!
"Şimdi" "geçmiş"i ezer, gölgeler; böylece geçmiş olgusu yaşanmaya değil ancak hatırlanmaya koşullandırılır.
Bir şeyin geçmişte kaldığını ne zaman duyumsarsınız? Geçmişi anımsatacak bir nesne, bir olay, bir kişiyi gördüğünüzde mi? Ben geçmişi hatırlamak için bir nesneyi, kişiyi ya da bir olayın öznesini oluşturmak istemiyorum. Acı veriyor.
Bir şeyin geçmişte kaldığını ne zaman duyumsarsınız? Geçmişi anımsatacak bir nesne, bir olay, bir kişiyi gördüğünüzde mi? Ben geçmişi hatırlamak için bir nesneyi, kişiyi ya da bir olayın öznesini oluşturmak istemiyorum. Acı veriyor.
31 Mayıs 2010 Pazartesi
Bir Edebiyat Dergisi:Sahaf
Bu yazıyı yazabilmem için üç yılın geçmesi gerekiyormuş anlaşılan... Sahaf'ın kendi özgün içeriğinin dışında Sahaf'tan hiç bir yerde yazılı olarak söz etmemiştim. Bunun nedenini tam olarak bilemiyorum. Sanıyorum nereden başlayacağımı bilememek bana böylesi bir açık etmeyiş durumunu dayatıyordu. Şimdi nereden başlayacağımı ve nerede bitireceğimi bilerek yazıyorum Sahaf''ı, dergi"miz"i....
Üniversite yıllarından beri farklı alanlarda kendini biçimlendiren dergileri okumayı, edebiyat dergilerine abone olmayı önemsemiş bir okuyucuyum. Dergilerde yazıları çıkan genç yazar ve şairlerin bir gün kitapları çıktığında "Ben onu dergilerdeki yazılarından biliyorum," demenin ayrıcalıklı hazzını çok yaşadım. Sevdiğim bir öykünün,denemenin yazarınının bir kaç ay sonra başka bir öyküyle, denemeyle karşıma çıkmasına ve aynı biçimde yazısını bana beğendirmesiyle sanki edebiyat dünyasının bilirkişisiymişim gibi (!) henüz yirmili yaşlarımdayken "Bu adamdan, bu kadından bak sonraları neler çıkacak," sözlerini hep ölçüsüz bir hazla söyledim. Eleştirmen olmak düşüm yoktu benim, ben edebiyat öğretmeni olacaktım daha ne! En büyük düşüm edebiyatla iç içe geçen bir ömrü yaşamaktı, seçtiğim meslek şimdilik bana bu şansı fazlasıyla tanıyor.
Üniversite yıllarından beri farklı alanlarda kendini biçimlendiren dergileri okumayı, edebiyat dergilerine abone olmayı önemsemiş bir okuyucuyum. Dergilerde yazıları çıkan genç yazar ve şairlerin bir gün kitapları çıktığında "Ben onu dergilerdeki yazılarından biliyorum," demenin ayrıcalıklı hazzını çok yaşadım. Sevdiğim bir öykünün,denemenin yazarınının bir kaç ay sonra başka bir öyküyle, denemeyle karşıma çıkmasına ve aynı biçimde yazısını bana beğendirmesiyle sanki edebiyat dünyasının bilirkişisiymişim gibi (!) henüz yirmili yaşlarımdayken "Bu adamdan, bu kadından bak sonraları neler çıkacak," sözlerini hep ölçüsüz bir hazla söyledim. Eleştirmen olmak düşüm yoktu benim, ben edebiyat öğretmeni olacaktım daha ne! En büyük düşüm edebiyatla iç içe geçen bir ömrü yaşamaktı, seçtiğim meslek şimdilik bana bu şansı fazlasıyla tanıyor.
23 Mayıs 2010 Pazar
Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü
Calvino diyeceğim yine. Dönüp dolaşıp ikliminde kendime yeni yerler açabildiğim bir yazardan söz edeceğim. Neden 'dönüp dolaşıp' diyorum çünkü külliyatını devirmeyi istemediğim hatta başaramadığım bir yazın ustasıdır Calvino. Dönüp dolaşıp onda dinlendiğim gerçeğinin de tüm ömrüme yayılmasını arzu ediyorum;yazık ki bu olmayacak, belki yalnız bir kaç yıl daha süreceğim keyfini bu yaygınlığın, lüksün. 'Yeniden okumaya başlarım ben de o zaman' mı? Pek sanmıyorum. Hep imrenirim o insanlara, başyapıtları döne döne okuyanlara... Suç ve Ceza, Dönüşüm, Tutunamayanlar, Oblomov, Döşeğimde Ölürken, Ulysses, İlahi Komedya gibi yapıtlar dışında yeniden okumayı başaramadım çok sevdiğim baş yapıtları. Sanırım ben deha kadar cesarete ve yeniliğe de hayranım yazın okurluğu serüvenimde. (Söz nasıl bağlanır bu evreden sonra Calvino'ya? Bağlamasak sözü bu kez, yeni bir paragrafa dosdoğruca çeksek yeni bir ilmeği?)
22 Nisan 2010 Perşembe
HİLMİ YAVUZ: Kayboluş Şiirleri
“aynalara bata bata yaşadım
ve hiç aşina olmadım hayata…”
Hilmi Yavuz
Yazının bin türlü hali var. Şiir, en son öğrendiğim hali... (Lisede çoğunun denediği gibi şair olmayı denedim. O yıllar şiir gibiydi, yazdıklarım değil.) Kurguyu şiirden önde tuttum hep; daha büyük zamanlar ayırdım ona. Bir yere varmaktan öte yolculuğun kendisini seviyor oluşumdu beni kurguda tutan. Sayfalar boyu yolun kıvrılışı, düze çıkışı, sonra yine kıvrılışı, bükülüşü… Saman rengi kağıda odaklı gözlerimin kenarlarından geçen ağaçlar, evler, denizler, boz dağların heybeti, bulutlar, adamlar, kadınlar. Kurgunun son sayfası kabusum, hiç gelmesin olmaz mı? İşte bu yüzden ben en çok kalın romanların okuruyum.
Şiir kitapları, kısacık. Yolculuğa değil bir bahçede oturup dinlenmeye davet ediyor okuru.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI
Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...
-
İçinde bulunduğumuz bunaltıcı ülke gündeminden uzaklaşmak niyetiyle ve başka gözlerle dünyaya bakma umuduyla kendimi deneme okumaya ver...
-
Harold Bloom, dünya edebiyatının en önemli yazarının Shakespeare olduğundan emindir. Başka bir yazara/şaire ait çok iyi bir metin okuduğumda...






