7 Haziran 2010 Pazartesi

Bu Yalan Tango: Geçmiş Zaman Olur ki!

"Şimdi" "geçmiş"i ezer, gölgeler; böylece geçmiş olgusu yaşanmaya değil ancak hatırlanmaya koşullandırılır.

 Bir şeyin geçmişte kaldığını ne zaman duyumsarsınız? Geçmişi anımsatacak bir nesne, bir olay, bir kişiyi gördüğünüzde mi?  Ben geçmişi hatırlamak için bir nesneyi, kişiyi ya da bir olayın öznesini oluşturmak istemiyorum. Acı veriyor.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Bir Edebiyat Dergisi:Sahaf

Bu yazıyı yazabilmem için üç yılın geçmesi gerekiyormuş anlaşılan... Sahaf'ın kendi özgün içeriğinin dışında Sahaf'tan hiç bir yerde yazılı olarak söz etmemiştim. Bunun nedenini tam olarak bilemiyorum. Sanıyorum nereden başlayacağımı bilememek bana böylesi bir açık etmeyiş durumunu dayatıyordu. Şimdi nereden başlayacağımı ve nerede bitireceğimi bilerek yazıyorum Sahaf''ı, dergi"miz"i....
Üniversite yıllarından beri farklı alanlarda kendini biçimlendiren dergileri okumayı, edebiyat dergilerine abone olmayı önemsemiş bir okuyucuyum. Dergilerde yazıları çıkan genç yazar ve şairlerin bir gün kitapları çıktığında "Ben onu dergilerdeki yazılarından biliyorum," demenin ayrıcalıklı hazzını çok yaşadım. Sevdiğim bir öykünün,denemenin yazarınının bir kaç ay sonra başka bir öyküyle, denemeyle karşıma çıkmasına ve aynı biçimde yazısını bana beğendirmesiyle sanki edebiyat dünyasının bilirkişisiymişim gibi (!) henüz yirmili yaşlarımdayken "Bu adamdan, bu kadından bak sonraları neler çıkacak," sözlerini hep ölçüsüz bir hazla söyledim. Eleştirmen olmak düşüm yoktu benim, ben edebiyat öğretmeni olacaktım daha ne! En büyük düşüm edebiyatla iç içe geçen bir ömrü yaşamaktı, seçtiğim meslek şimdilik bana bu şansı fazlasıyla tanıyor.

23 Mayıs 2010 Pazar

Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü

Calvino diyeceğim yine. Dönüp dolaşıp ikliminde kendime yeni yerler açabildiğim bir yazardan söz edeceğim. Neden 'dönüp dolaşıp' diyorum çünkü külliyatını devirmeyi istemediğim hatta başaramadığım bir yazın ustasıdır Calvino.  Dönüp dolaşıp onda dinlendiğim gerçeğinin de tüm ömrüme yayılmasını arzu ediyorum;yazık ki bu olmayacak, belki yalnız bir kaç yıl daha süreceğim keyfini bu yaygınlığın, lüksün. 'Yeniden okumaya başlarım ben de o zaman' mı? Pek sanmıyorum. Hep imrenirim o insanlara, başyapıtları döne döne okuyanlara... Suç ve Ceza, Dönüşüm, Tutunamayanlar, Oblomov, Döşeğimde Ölürken, Ulysses, İlahi Komedya gibi yapıtlar dışında yeniden okumayı başaramadım çok sevdiğim baş yapıtları. Sanırım ben deha kadar cesarete ve yeniliğe de hayranım yazın okurluğu serüvenimde. (Söz nasıl bağlanır bu evreden sonra Calvino'ya? Bağlamasak sözü bu kez, yeni bir paragrafa  dosdoğruca çeksek yeni bir ilmeği?)

22 Nisan 2010 Perşembe

HİLMİ YAVUZ: Kayboluş Şiirleri










                                                                                                            

  “aynalara bata bata yaşadım
   ve hiç aşina olmadım hayata…”
                                   Hilmi Yavuz
Yazının bin türlü hali var. Şiir, en son öğrendiğim hali... (Lisede çoğunun denediği gibi şair olmayı denedim. O yıllar şiir gibiydi, yazdıklarım değil.) Kurguyu şiirden önde tuttum hep; daha büyük zamanlar ayırdım ona. Bir yere varmaktan öte yolculuğun kendisini seviyor oluşumdu beni kurguda tutan. Sayfalar boyu yolun kıvrılışı, düze çıkışı, sonra yine kıvrılışı, bükülüşü… Saman rengi kağıda odaklı gözlerimin kenarlarından geçen ağaçlar, evler, denizler, boz dağların heybeti, bulutlar, adamlar, kadınlar. Kurgunun son sayfası kabusum, hiç gelmesin olmaz mı? İşte bu yüzden ben en çok kalın romanların okuruyum.
Şiir kitapları, kısacık. Yolculuğa değil bir bahçede oturup dinlenmeye davet ediyor okuru.

11 Nisan 2010 Pazar

Bir Kadının Bir Şiir Kitabına Duyduğu Aşkın Doğuş ve Gelişim Evreleri.

Sahne I
Kadıköy’de bir sahafta buldu onu. Sarı,soluk, hafif.Ellerinin arasına sığıveriyordu, küçücük. Melih Cevdet Anday. (1956) Yanyana. İstanbul:Yeditepe Yayınları.
Yüzünü hatırlamadığı sahaftan satın aldı onu. Üçe mi beşe mi aldı, onu hatırlamıyor, bunu hatırlamaya kıymet vermiyor. Aşkın ederi olmaz ki!
Sahne II
Kadın avucundaki kitaptan ilk şiiri okudu.
GELECEK
Protohippus atın ceddi
Dinothorium filin ceddi
Biz insanın ceddi...
GELECEK MUTLU İNSANIN
Geriye kalanları okumayı, Kadıköy- Eminönü vapuruna bıraktı.

9 Nisan 2010 Cuma

Yürüme Farkı

“Hadi, bu gün başka bir yoldan yürüyelim. Kıbrıs Caddesi’nden biraz yukarı çıkarız. Hem sana eskiden oturduğum evi de gösteririm. Çabucak döneriz.”
Böylece yolunu değiştirdim yol arkadaşımın. Fakat bu durumdan asıl ben etkilenecek, serin bir akşamüstü yürüyüşünü nicedir yapmıyor olmanın vicdan azabını üzerimden atmanın ötesinde bir şeyler düşünerek bitirecektim günü...
Bu güzergah benim her gün kat ettiğim "işe gitme yolu"mdur.. Aşağı yukarı on beş dakikada tamamladığım bu güzergah, yedi parkurdan oluşur:  tanıdığım kalabalık cadde, eskiden bildiğim daha az kalabalık olan cadde, tek yönlü dar bir yolla uzayan  gecekondu semti, gecekondularla lüks apartmanların birbiriyle itiştiği varlıklı bir semtin yokuşlu ve uzun caddesi, uçurumlu, dağ manzaralı şahane bir yol, üç şeritli çevre yolu; sakin, huzurlu, neşeli varış noktası: iş yerim...

5 Nisan 2010 Pazartesi

Nietzsche Etkisi

Ben dünyanın sonunun bir türlü gelemeyeceğine; gelemeyeceği için de Nietzsche'nin "Ümit dünyanın en kötü ilacıdır; çünkü ıstırabın süresini uzatır." sözünün iyi insanlar için  bir kadere dönüşeceğine inanıyorum. Tüm insanların mutlu mesut olduğu güzel bir dünyanın düşünü on yıl, yirmi yıl, otuz yıl için kuramıyorum. Ancak elli yıl sonra dünya yavaş yavaş adam olur gibi geliyor. (Televizyonlar, gazeteler, insanların  birbirinin yüzüne bile bakmadan, birbirlerini hiç anlamadan  yaşayıp gitmeleri vd.bu inacıma kanıt sayılabilir . )

KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI

Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...