29 Haziran 2010 Salı

NOT

Brecht'in "Bay Keuner'in Öyküleri"nden:

"ÖĞRENCİLER USTANIN YANLIŞLARINI ÇOKTAN UNUTTUKTAN SONRA BİLE O, BUNLARI ANIMSAMAYI SÜRDÜRÜR."

25 Haziran 2010 Cuma

Gevende'yi Dinlerken

                                                                     












Müzik evrenseldir. Çünkü müziğin dili notalardan oluşur ve enstrumanlardır bu dilin konuşucuları. Ve insandır notaları da enstrümanları da coşturan, çağlatan, söyleten.Ya sözler? Galiba şarkıların sözleri de küreselleşiyor gitgide. Dinlediğimiz şarkıların sözleri Türkçe, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve hadi diyelim İspanyolca....Şarkı sözleri  evrenselliği gölgeliyor mu sorusu üzerine düşününce iki yanıt çıkıyor ağzımdan. Birincisi evet doğrultusunda. Çünkü bir şarkının sözlerinin ne anlama geldiğini bilmek istiyorsunuz, öğrenemediğinizde ise şarkı ile kurduğunuz ilişki aşamadığınız bir engeli olan aşk dolu ama bir tarafın ötekine güvensiz olduğu  bir ilişkiyi doğuruyor. İkinci yanıtım ise şu. Şarkıda sözün de bir ezgi değeri vardır, söz anlamı için değil verdiği ses değeriyle notaların güzelliğine güzellik katar.
Dün gece Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde Gevende'yi dinlerken tam da bunları düşünüyordum ışık hızında.

24 Haziran 2010 Perşembe

Pina Bausch'un İstanbul'u

Yağmurlu bir akşam Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde Pina Bausch'un İstanbul'unu izlemeye hazırlanıyoruz. Yağmurun dindiğini görmeden gösteri başlıyor.
Müthiş bir sahneleme, şahane müzikler, benzersiz koreografiler... Pina Bausch'un adını fena olmayan bir modern dans izleyicisi olarak çok duymuştum fakat ilk kez onun koreografisini izleme şansına eriştim.
Bausch'un modern dans anlayışında dansçılar konuşuyor, şarkı söylüyor, izleyiciye laf atıyor, pek çok karaktere bürünüyorlar. Bunun yanı sıra 2009 yılında yaşama veda eden Bausch, popülüler müzikten yararlanmayı bilen, yaşamın temel öğelerini ele alırken günün insanının aşina olduğu güncel müziği pas geçmeyen bir dahi .

19 Haziran 2010 Cumartesi

José Saramago Giderken

Dün edebiyat  dünyasından bir yıldız daha uzaklara gitti, yazın okurları için oldukça hüzünlü günler olacak bu günler: Saramago'yu düşünmek günleri, onu özleyecek olmayı bilmek günleri... Hoşçakalın nokta ve virgülle yetinerek sözcüklere hayat veren Saramago!

Hem nitelikli edebiyat üreten hem sinematografik yazabilen yazarların romanları daha başka türlü bir hayranlık uyandırır bende. Saramago o yazarlardan biriydi... Yazarın 1995'te yazdığı ünlü romanı Körlük   Fernando Merilles tarafından 2008'de filme aktarılmış ve bu film Oscar'a aday gösterilmişti. Doğal olarak bir romanı ne kadar sinematografik algılasak  da o romanı bir film olarak karşımızda gördüğümüzde düş kırıklığı yaşarız, bu filmde de aynen böyle olmuştu.

1998 Nobel Ödülü sahibi Saramago'nun beni en  çok etkileyen kitabı "Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş"tur. Bu kitabı sevgili dostum Xtvk'den öğrenmiştim.

11 Haziran 2010 Cuma

Yazın Geçip Gidiyor Olması

Hiç bilmediğim yitik bir gelecek zamanı özlüyorum. Neler olabileceğini varsayamadığım, tahmin edemediğim zamanları... Hiç dokunulmamış, akla getirilmemiş yılların ne hikayelerle yaşanacağını merakla beklemek ne güzeldi  ilk gençlik yıllarımda! Fakat yetişkinlik kötü hastalık: Kuruyor kafam, kehanetlerde bulunuyor, durmuyor; her daim bekliyor tasarladığı gelecek zamanların vuku bulmasını...Sonra sıkılıyorum  tasarladığım olasılıkları (olumlu- olumsuz) bekleyerek yaşamaktan. Başka hayatlar kuruyorum kendime bu yüzden,  hiç tanışmadığım insanlara hiç bilmediğim zaman dilimleri veriyorum. Çok tuhaf şeyler yaşıyorlar, ben de onlarla yaşamış oluyorum. Sıkıntım ancak böyle geçiyor.
Yaz gelip geçiyor, ömrün tüm anları gibi hızla...Sıkılıyorum. Yeni hayatlar kurmaya duruyorum öyleyse. Evet başlıyorum. Öykünün adı: Yol.

7 Haziran 2010 Pazartesi

Bu Yalan Tango: Geçmiş Zaman Olur ki!

"Şimdi" "geçmiş"i ezer, gölgeler; böylece geçmiş olgusu yaşanmaya değil ancak hatırlanmaya koşullandırılır.

 Bir şeyin geçmişte kaldığını ne zaman duyumsarsınız? Geçmişi anımsatacak bir nesne, bir olay, bir kişiyi gördüğünüzde mi?  Ben geçmişi hatırlamak için bir nesneyi, kişiyi ya da bir olayın öznesini oluşturmak istemiyorum. Acı veriyor.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Bir Edebiyat Dergisi:Sahaf

Bu yazıyı yazabilmem için üç yılın geçmesi gerekiyormuş anlaşılan... Sahaf'ın kendi özgün içeriğinin dışında Sahaf'tan hiç bir yerde yazılı olarak söz etmemiştim. Bunun nedenini tam olarak bilemiyorum. Sanıyorum nereden başlayacağımı bilememek bana böylesi bir açık etmeyiş durumunu dayatıyordu. Şimdi nereden başlayacağımı ve nerede bitireceğimi bilerek yazıyorum Sahaf''ı, dergi"miz"i....
Üniversite yıllarından beri farklı alanlarda kendini biçimlendiren dergileri okumayı, edebiyat dergilerine abone olmayı önemsemiş bir okuyucuyum. Dergilerde yazıları çıkan genç yazar ve şairlerin bir gün kitapları çıktığında "Ben onu dergilerdeki yazılarından biliyorum," demenin ayrıcalıklı hazzını çok yaşadım. Sevdiğim bir öykünün,denemenin yazarınının bir kaç ay sonra başka bir öyküyle, denemeyle karşıma çıkmasına ve aynı biçimde yazısını bana beğendirmesiyle sanki edebiyat dünyasının bilirkişisiymişim gibi (!) henüz yirmili yaşlarımdayken "Bu adamdan, bu kadından bak sonraları neler çıkacak," sözlerini hep ölçüsüz bir hazla söyledim. Eleştirmen olmak düşüm yoktu benim, ben edebiyat öğretmeni olacaktım daha ne! En büyük düşüm edebiyatla iç içe geçen bir ömrü yaşamaktı, seçtiğim meslek şimdilik bana bu şansı fazlasıyla tanıyor.

KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI

Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...