22 Temmuz 2010 Perşembe

İÇ MONOLG 3

"Mesela bugün öğle üstü ancak şnorkelle görebildiğim ve 30 cm den fazla yaklaşamadığım küçük gri, yeşil balıklarla denizin derinliklerinde bir gün geçirmek mümkün müdür? Alsalar ya karada biriktirdiğim tüm kaygıları üstümden, silseler ya yolunda gitmeyenlerin ağzımda bıraktığı ekşi tadı...Ben de uçuşsam onlar gibi oradan oraya, buruşturmasam yüzümü de hep biraz hayret dolu hep ferah feza bir ifadeyle seyreylesem alemi..Olmaz mı?"

16 Temmuz 2010 Cuma

İÇ MONOLOG 2

"Sen gittiğinde de böyle olmuştum. Gizli bahçemde bir ağaç devrilmişti. Demek duygular birbirini andırıyormuş, öyle mi? Ya da biz devşiriyormuşuz onları halden hale. Katmerleniyorlarmış, derinleşiyorlarmış,dallanıp budaklanıp daha başka türlü acılar veriyorlarmış her yeniden hissedildiklerinde. Mesela şimdi veda ettiğim  bir başkası. Ama ben hem onun hem senin hem tüm kaybettiklerimin yasını birden tutuyorum. "

15 Temmuz 2010 Perşembe

İÇ MONOLOG 1

 Kırmızı- turuncu renkli, uzun, dayanıklı yapraklarıyla pıt diye düştü başına bir acemborusu. Sonra sekti, masaya inişe geçti bu civelek çiçek.
 "Neredeyse çay bardağımın içine düşecekti!"
Gülüverdi insan sesiyle dolu sokakta yalnız oturan.
Birazdan bir kişi daha gelecek yalnız oturanın masasına, ardından biri daha... Masaya davetli üçüncü kişi biraz gecikeceğini önceden haber verdi ama ikinci davetlinin gelmesi an meselesi.
 Pıt diye bir acemborusu daha düştü masaya taptaze, dipdiri. 

8 Temmuz 2010 Perşembe

YAŞLILIK ÜZERİNE

Şimdi yaz günü nereden çıktı bu yaşlılık konusu denilmesin hemen. Yaşamsever yanımızın ağır bastğı, yaşımız kaç olursa olsun daha böyle  kıpır kıpır heyecanlı çok yıllar yaşayacağımıza duyduğumuz inancın tepe noktasına ulaştığı bir mevsim değil mi yaz? Ama boş verelim şimdi mevsimleri... Duygusal değil nesnel bakmak koşuluyla pekala çabucak üstüne eğilinebilecek bir konu yaşlılık... Tıbbi açıklamalar içeren, psikolojik verileri çözümleyen bir kaç kitap okuduktan sonra yaşlılığı anlatan kitaplar arasında beni en çok etkileyen kitabın Simon de Beauvoir'ın Yaşlılık'ı olduğunu söyleyeyim.

2 Temmuz 2010 Cuma

ORHAN KEMAL MÜZESİ

Bir öğle sonrası Cihangir’e yolunuz düşer de Orhan Kemal Müzesi’ne uğrarsanız sizi dostça bir karşılama bekliyor. Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü, bin bir emekle var ettiği Orhan Kemal Müzesi’ni ve müzenin var olma sebebi olan babasının yaşamını özenle, içtenlikle size anlatıyor.

29 Haziran 2010 Salı

NOT

Brecht'in "Bay Keuner'in Öyküleri"nden:

"ÖĞRENCİLER USTANIN YANLIŞLARINI ÇOKTAN UNUTTUKTAN SONRA BİLE O, BUNLARI ANIMSAMAYI SÜRDÜRÜR."

25 Haziran 2010 Cuma

Gevende'yi Dinlerken

                                                                     












Müzik evrenseldir. Çünkü müziğin dili notalardan oluşur ve enstrumanlardır bu dilin konuşucuları. Ve insandır notaları da enstrümanları da coşturan, çağlatan, söyleten.Ya sözler? Galiba şarkıların sözleri de küreselleşiyor gitgide. Dinlediğimiz şarkıların sözleri Türkçe, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve hadi diyelim İspanyolca....Şarkı sözleri  evrenselliği gölgeliyor mu sorusu üzerine düşününce iki yanıt çıkıyor ağzımdan. Birincisi evet doğrultusunda. Çünkü bir şarkının sözlerinin ne anlama geldiğini bilmek istiyorsunuz, öğrenemediğinizde ise şarkı ile kurduğunuz ilişki aşamadığınız bir engeli olan aşk dolu ama bir tarafın ötekine güvensiz olduğu  bir ilişkiyi doğuruyor. İkinci yanıtım ise şu. Şarkıda sözün de bir ezgi değeri vardır, söz anlamı için değil verdiği ses değeriyle notaların güzelliğine güzellik katar.
Dün gece Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde Gevende'yi dinlerken tam da bunları düşünüyordum ışık hızında.

KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI

Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...