Yazmaya yeni başlayanlar yazdıklarını başkalarıyla paylaşmak için basılı edebiyat dergilerine yönelirler. Genellikle sonuç hüsran olur çünkü aynı istekle dergilere yazısını gönderen çok sayıda insan vardır. Yazısı x, y, z,... dergisinin o ayki sayısında çıkmış mutlu azınlığın dışında kalanlar her ay aynı düş kırıklığını yaşar dururlar. Yazısını dergi sayfalarında göremeyenler, bir azınlık olmaktan öte mutsuz bir kalabalığı oluşururlar; birbirini hiç tanımayan ama kendini anlatamadığından tabiri caizse "küskün" insanlardan oluşan bir kalabalıktan söz ediyorum. Matbu edebiyat dergilerinin sınırlı sayfa sayısına sahip olması nedeniyle ( ya da başka nedenlerle) sayısız yazarın kendisine bir türlü bir yer bulamaması tatsız bir durumdur. Bu noktada sayfa hesabının yapılmadığı ama titiz bir editoryal denetimin işletildiği internet dergiciliğine, altzine'e, Türkiye'nin ilk internet dergisine getirmek gerekiyor sözü.
Uzun bir aradan sonra yazın dünyasına geri dönen altzine, sekizinci ayını geride bıraktı. Hem başarıyla geçen sekiz ayı kutlamak hem de yeni yazarlarını bir araya getirmek isteyen altzine bir buluşma gerçekleştirdi. 6 Ekim altzine yazarları buluşmasının detaylarına geçmeden önce altzine'in doğuşunu ve gelişim evrelerini kısaca hatırlayalım:
İlk aşamada altzine1998'de Murat Daltaban'ın 10. İstanbul Tiyatro Festivali için sahneye koyduğu ve Özen Yula'nın yazdığı 80060 adlı oyun için Yekta Kopan tarafından ortaya atılan bir projeydi. Yekta Kopan'ın editörlüğüyle, Sercan Şengün'ün çizimleriyle her ay güncellenen "altzine" Türkiye'nin ilk internet dergisi oldu.
1998-2004 yılları arasında her ay güncellenen altzine devingen, yaratıcı ve üretken duruşuyla okurları tarafından çok sevildi ve saygı gördü. Altzine'in yayın kurulunu oluşturan Yekta Kopan, Murat Gülsoy, Adnan Kurt, Pınar Türen ve Derya Erkenci 2004 yılında dergiyi bir arşiv dergiye dönüştürme kararı aldılar. 2007'de altzine'in arşiv olarak yayınlanması süreci de son buldu.
2010 yılında altzine yepyeni bir yayın kuruluyla tekrar doğdu. Aylin Sökmen, Cem Uçan ve Hande Ortaç Aksoy'un editörlüğünde altzine şimdilerde http://www.altzine.net/ adresinde capcanlı, dopdolu bir içerikle okurlarıyla buluşuyor.
Gelelim 6 Ekim buluşması detaylarına:
Hande Ortaç Aksoy yeni altzine'nin yeni yazarlarını bir açış konuşmasıyla karşıladı. Aksoy konuşmasında altzine'in içeriğine ve amaçlarına ilişkin kısa bilgiler verdi. Türkiyenin ilk internet dergisinin altzine'in var oluş hikayesi en iyi kimden dinlenirdi? Elbette ki altzine'in var oluşuna kaynaklık eden ve onun her aşamasına tanık olan Yekta Kopan'dan... İçten, katmanlı, biraz hüzünlü çoklukla heyecan verici bir hikaye "altzine'in doğuş hikayesi" anlatıldı Yekta Kopan'ın dilinden...Bu güzel hikayenin ardından tanışmalar, paylaşımlar, dostluk tohumları...
Gözden kaçmayan temel şey şu ki altzine usta-çırak ilişkisiyle yürüyen bir dergi ve sanırım tam da bu nedenle hep genç hep ama hep ilkeli kalacak bir dergi.
Kurulduğundan bu yana "İnternet edebiyatı olur mu?" tartışmasını peşinde sürükleyen ama ürettiği, desteklediği ve yayınladığı nitelikli yazın ve düşün ürünleriyle "Evet, olur," yanıtını da sayısız insana verdirten altzine yoluna devam ediyor.
Eşsiz bir hayal gücüyle, tarifsiz emekle varolan ve varoluşunu sürdüren altzine umarız daha uzun yıllar biz okurlarıyla birlikte olur. Yeniden merhaba!
8 Ekim 2010 Cuma
29 Eylül 2010 Çarşamba
İç Monolog 9
"Seni özlemek duygusunun adını koyamadığım bir duyguya tam olarak ne zaman ve nasıl dönüştüğünü bilemiyorum. Sait Faik'in Son Kuşları'ndaki anlatıcı, özlediği kuşların adaya gelmelerini beklemekten öteye geçerek iklimin, mevsimlerin, insanların değiştiğine yormuştu ya aklını hani aniden. Olga Oblomov'dan ümidini kesince anlaşılır biçimde ama ansızın Stolz'a açmıştı yüreğini. Ya da Giovannino ve Serenella kurutulmuş kelebek koleksiyonuna dalıp gitmiş varlıklı çocuğa yaramazlık yapmayı aklından bile geçirmediği için bir süre acıdıktan sonra hoplaya zıplaya evlerine dönmüşlerdi. Aysel, ölmeye yattığı yataktan doğrulup yaşamaya gitmişti. Bir duygudan ötekine mi geçeriz yoksa süreğen biçimde bir başlangıç duygusunu mu dönüştürür dururuz? Bir kurgunun yoğunluğunda değil de bir gerçekliğin yavaşlığında salındığımdan ancak bir geçiş evresinde olabilirim. Kuşların gelmeyeceğini anlamak, Oblomov'un asla değişmeyeceğine aymak, varlıklı çocuğun yerinden kalkmayacağını kabullenmek, yaşamanın dürtüsel bir ödev olduğunu kavramak anındayım. "
26 Eylül 2010 Pazar
Yeraltından Notlar/ Kitapların Ölmezliği
Dostoyevski'nin Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Budala gibi başyapıtlarına hazırlık olarak görebileceğimiz Yeraltından Notlar, kitapların ölmezliğine işaret eder. Yeraltından Notlar, en son çıkan kitapları okuma, çağdaş edebiyatı soluksuz izleme koşturmacamızın gölgesinde kalan "eski kitapları lisede ve üniversitede bırakıp unutma" tavrımızla alay ediyor...
8 Eylül 2010 Çarşamba
Eylül'dendir.
Üç aydır balkonda gevezelik edip patırtı çıkaran güvercinler çekilmişler bir kenara, ortada görünmüyorlar. Yaz boyu açık bıraktığım balkonun kapısını örtüyorum; yine de camdan bakmak istiyorum bir süre "dışarı"ya. Uzansam dallarını tutabileceğim sandığım ağaçların yaprakları çürümeye koyulmuşlar, yorgun görünüyorlar. "İçeri" zamanı geliyor artık, diyorum.
28 Ağustos 2010 Cumartesi
İÇ MONOLOG 8
"bir şeyleri unutmamışımdır umarım saati kurdum pencereleri kapattım dosyayı ayakkabılığa koydum annemi aradım endişelenme dedim gittiği gibi geri gelir başka nereye gidecek bu adam kırk yıllık kocan hep aynı şey bahar gelince babam çekiyor restini ben ayvalık'a yerleşeceğim diyor sen de inanıyorsun üzülüp ağlıyorsun ben konu komşumu eşimi dostumu çoluğumu çocuğumu bırakıp bir yere gidemem diyorsun kavga ediyorsunuz dedim sen ağladın yine beni dinlemedin yaşlanınca ben sana öğüt vermeye başladım diye düşündüm ama bunu sana söylemek istemedim sabırsızsın sabırlı olmalısın erkekler böyledir arada cesaret gösterisi yapmaktan hoşlanırlar sen bir kadın olarak onun söylediklerine kulak asmamalısın altmış beş yaşından sonra yeni bir hayata nasıl başlayacak sence mümkün mü böyle bir şey hem olursa da ne olur ki bırak gidip yerleşsin oraya sen de benimle yaşarsın sen ben kibrit birlikte yaşarız
23 Ağustos 2010 Pazartesi
İÇ MONOLOG 7
Salon
Nerdeden çıktı şimdi bu kuş sesi? Gece kuş ötmez ki!
Gece mi? Saat 4.00. Sabah oldu neredeyse.
"Şu alaycı yüzün. Her şeyi bilmişliğin."
Üstelik gece öten kuşlar da var.
"Hep daha fazlasını gerçekten bilmişliğin ya da çocukluğumdan beri senin hep böyle olduğuna inanmışlığım. Hepsi saçmalık. Hepsi aldatmaca."
....
Bahçe
Ah bunca Ağustos sıcağından sonra yüzüme yüzüme vuruyor rüzgar. Bak Ayla, sonbahar gelmiş. Hoş geldin sonbahar!
"Üşüteceksin abla! İçeri girsene!"
Bu hava bana yeni bir beste bile yaptırabilir. Getirir misin gitarı odadan!
"Alacak yine hırsını ondan. Yeni gelen mevsimi, insanları, kaybettiklerini sığdıracak içine tıkış tıkış . Sonra da boğulup kalacak hepsinin içinde. Güç bela çıkacak bu yığıntının arasından. En son yaptığı üç şarkının sonunda olduğu gibi, ağlayacak. "
14 Ağustos 2010 Cumartesi
HUZURUN ÖZGÜNLÜĞÜ ÜSTÜNE
Isırdı taptaze başak tanesini. Diliyle taneyi kabuğundan ayırdı. İçindeki yeşil, rayihalı tohumu çiğnedi ve dağıttı tohumun sarhoş edici tadını ağzının en derinlerine.
Sık dizilmişlerse de başaklar, görünüyor aralarından tarla kenarına serilmiş kırmızı kilim, kırmızı kilimin üstündeki pazar çantası, pazar çantasının içindeki yufka ekmek, yufka ekmeğine sıkıca sarılmış keçi peyniri...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI
Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...
-
Harold Bloom, dünya edebiyatının en önemli yazarının Shakespeare olduğundan emindir. Başka bir yazara/şaire ait çok iyi bir metin okuduğumda...
-
İçinde bulunduğumuz bunaltıcı ülke gündeminden uzaklaşmak niyetiyle ve başka gözlerle dünyaya bakma umuduyla kendimi deneme okumaya ver...





