4 Ağustos 2010 Çarşamba

DİYALOG İÇİ MONOLOGLAR

"İyi niyetli... Yetmez.
 Ödün? Bedel?
 Samimiyetle kaygılanıyorsa, canhıraş bağırışları ikna içinse, kalsın!...
Bütün bunları sonra düşünelim..."
"Ne düşünüyorsun. Hadi yaz!" diyorum.  Defterime işte bunları, yukarıdakileri yazıyor.

30 Temmuz 2010 Cuma

İÇ MONOLOG 5

Şıpır şıpır terliyor. Takside camlar açık ama faydasız. İçeri sıcacık rüzgarlar giriyor. Elleri terler en çok, bir de yüzü. Çantasından kağıt mendil çıkardı.   Makyajı erimiş yüzünü sildi, sonra ellerini. Sol elinin ayasına tükenmez kalemle yazdığı notu gördü: Ecco Homo.
"Ödünç kitap vermeyi sevmiyorum. Yıpratıyorlar, bir yerde yitiriyorlar, unutuyorlar, başkasına ödünç veriyorlar... Ağzımdan çıkmış bulundu bir kere,  darmadağınık raflarımda bir eski kitap daha arayacağım. Ecco Homo'u bu kez. Mavi  beyazdı kapağı sanırım. İçinde kısa bir armağan yazısı...Bir dosttan, uzun yıllardır görmediğim."

25 Temmuz 2010 Pazar

İÇ MONOLG 4

"Bana boş yere kızıyorlar... Geçmişi anarken Selim İleri'nin romanlarının, denemelerinin ruhuna büründüğümü bilmiyorlar çünkü. Ne kin ne öfke ne de ağır hiçbir duyguya yer olmaksızın geçmiş hep güzel bir ülkedir benim alemimde. Manolyalar, kasımpatılar, menekşeler, sardunyalar... Sonra gökyüzü, deniz, sıcak asfalt yollar, serin balkonlar, kıpırtısız duru bahçeler...  İnsanların en güzelleri, allanıp pullanıp kondular geçmişin mecrasına: Başka kentlerde kalanlar, başka ülkelere göç edenler, bu dünyayı bırakıp gidenler...

22 Temmuz 2010 Perşembe

İÇ MONOLG 3

"Mesela bugün öğle üstü ancak şnorkelle görebildiğim ve 30 cm den fazla yaklaşamadığım küçük gri, yeşil balıklarla denizin derinliklerinde bir gün geçirmek mümkün müdür? Alsalar ya karada biriktirdiğim tüm kaygıları üstümden, silseler ya yolunda gitmeyenlerin ağzımda bıraktığı ekşi tadı...Ben de uçuşsam onlar gibi oradan oraya, buruşturmasam yüzümü de hep biraz hayret dolu hep ferah feza bir ifadeyle seyreylesem alemi..Olmaz mı?"

16 Temmuz 2010 Cuma

İÇ MONOLOG 2

"Sen gittiğinde de böyle olmuştum. Gizli bahçemde bir ağaç devrilmişti. Demek duygular birbirini andırıyormuş, öyle mi? Ya da biz devşiriyormuşuz onları halden hale. Katmerleniyorlarmış, derinleşiyorlarmış,dallanıp budaklanıp daha başka türlü acılar veriyorlarmış her yeniden hissedildiklerinde. Mesela şimdi veda ettiğim  bir başkası. Ama ben hem onun hem senin hem tüm kaybettiklerimin yasını birden tutuyorum. "

15 Temmuz 2010 Perşembe

İÇ MONOLOG 1

 Kırmızı- turuncu renkli, uzun, dayanıklı yapraklarıyla pıt diye düştü başına bir acemborusu. Sonra sekti, masaya inişe geçti bu civelek çiçek.
 "Neredeyse çay bardağımın içine düşecekti!"
Gülüverdi insan sesiyle dolu sokakta yalnız oturan.
Birazdan bir kişi daha gelecek yalnız oturanın masasına, ardından biri daha... Masaya davetli üçüncü kişi biraz gecikeceğini önceden haber verdi ama ikinci davetlinin gelmesi an meselesi.
 Pıt diye bir acemborusu daha düştü masaya taptaze, dipdiri. 

8 Temmuz 2010 Perşembe

YAŞLILIK ÜZERİNE

Şimdi yaz günü nereden çıktı bu yaşlılık konusu denilmesin hemen. Yaşamsever yanımızın ağır bastğı, yaşımız kaç olursa olsun daha böyle  kıpır kıpır heyecanlı çok yıllar yaşayacağımıza duyduğumuz inancın tepe noktasına ulaştığı bir mevsim değil mi yaz? Ama boş verelim şimdi mevsimleri... Duygusal değil nesnel bakmak koşuluyla pekala çabucak üstüne eğilinebilecek bir konu yaşlılık... Tıbbi açıklamalar içeren, psikolojik verileri çözümleyen bir kaç kitap okuduktan sonra yaşlılığı anlatan kitaplar arasında beni en çok etkileyen kitabın Simon de Beauvoir'ın Yaşlılık'ı olduğunu söyleyeyim.

KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI

Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...