28 Ağustos 2010 Cumartesi

İÇ MONOLOG 8

"bir şeyleri unutmamışımdır umarım saati kurdum pencereleri kapattım dosyayı ayakkabılığa koydum annemi aradım endişelenme dedim gittiği gibi geri gelir başka nereye gidecek bu adam kırk yıllık kocan hep aynı şey bahar gelince babam çekiyor restini ben ayvalık'a yerleşeceğim diyor sen de inanıyorsun üzülüp ağlıyorsun ben konu komşumu eşimi dostumu çoluğumu çocuğumu bırakıp bir yere gidemem diyorsun kavga ediyorsunuz dedim sen ağladın yine beni dinlemedin yaşlanınca ben sana öğüt vermeye başladım diye düşündüm ama bunu sana söylemek istemedim sabırsızsın sabırlı olmalısın erkekler böyledir arada cesaret gösterisi yapmaktan hoşlanırlar sen bir kadın olarak onun söylediklerine kulak asmamalısın altmış beş yaşından sonra yeni bir hayata nasıl başlayacak sence mümkün mü böyle bir şey hem olursa da ne olur ki bırak gidip yerleşsin oraya sen de benimle yaşarsın sen ben kibrit birlikte yaşarız

23 Ağustos 2010 Pazartesi

İÇ MONOLOG 7


Salon
Nerdeden çıktı şimdi bu kuş sesi? Gece kuş ötmez ki!
Gece mi? Saat 4.00. Sabah oldu neredeyse.
"Şu alaycı yüzün. Her şeyi bilmişliğin."
Üstelik gece öten kuşlar da var.
"Hep daha fazlasını gerçekten bilmişliğin ya da çocukluğumdan beri senin  hep böyle olduğuna inanmışlığım. Hepsi saçmalık. Hepsi aldatmaca."
....
Bahçe
Ah bunca Ağustos sıcağından sonra yüzüme yüzüme vuruyor rüzgar. Bak Ayla, sonbahar gelmiş. Hoş geldin sonbahar!
"Üşüteceksin abla! İçeri  girsene!"
 Bu hava bana yeni bir beste bile yaptırabilir. Getirir misin gitarı odadan!
"Alacak yine hırsını ondan. Yeni gelen mevsimi, insanları, kaybettiklerini sığdıracak içine tıkış tıkış .  Sonra da  boğulup kalacak hepsinin içinde. Güç bela çıkacak bu yığıntının arasından. En son yaptığı üç şarkının sonunda olduğu gibi, ağlayacak. "

14 Ağustos 2010 Cumartesi

HUZURUN ÖZGÜNLÜĞÜ ÜSTÜNE


Isırdı taptaze başak tanesini. Diliyle taneyi kabuğundan ayırdı. İçindeki yeşil, rayihalı tohumu çiğnedi ve dağıttı tohumun sarhoş edici tadını ağzının en derinlerine.
Sık dizilmişlerse de başaklar, görünüyor aralarından tarla kenarına serilmiş kırmızı kilim, kırmızı kilimin üstündeki pazar çantası, pazar çantasının içindeki yufka ekmek, yufka ekmeğine sıkıca sarılmış keçi peyniri...

9 Ağustos 2010 Pazartesi

İÇ MONOLOG 6

"Sevdiklerimin hiçbiri anlamadılar beni."
"Acımasana kendine!"
" Anlamış olsalardı beni şimdi bu sıcak gecede, bu dolmuşta, bu içler acısı parasızlıkta yapayalnız bırakmazlardı."
"Sen öyle kolay anlaşılacak biri değilsin ki! Vallahi ben bile anlamıyorum seni."
"Kapıyı çarpıp çıktım da birisi arayıp sormadı, nereye gidiyorsun, diye."
"Gitmenin sebebi onlardan kurtulmak isteğin değil miydi?"
"Onlardan nefret etmiyordum ki, beni anlamalarını istiyordum."
"  Sen öyle kolay anlaşılacak biri değilsin... Vallahi!"

4 Ağustos 2010 Çarşamba

DİYALOG İÇİ MONOLOGLAR

"İyi niyetli... Yetmez.
 Ödün? Bedel?
 Samimiyetle kaygılanıyorsa, canhıraş bağırışları ikna içinse, kalsın!...
Bütün bunları sonra düşünelim..."
"Ne düşünüyorsun. Hadi yaz!" diyorum.  Defterime işte bunları, yukarıdakileri yazıyor.

30 Temmuz 2010 Cuma

İÇ MONOLOG 5

Şıpır şıpır terliyor. Takside camlar açık ama faydasız. İçeri sıcacık rüzgarlar giriyor. Elleri terler en çok, bir de yüzü. Çantasından kağıt mendil çıkardı.   Makyajı erimiş yüzünü sildi, sonra ellerini. Sol elinin ayasına tükenmez kalemle yazdığı notu gördü: Ecco Homo.
"Ödünç kitap vermeyi sevmiyorum. Yıpratıyorlar, bir yerde yitiriyorlar, unutuyorlar, başkasına ödünç veriyorlar... Ağzımdan çıkmış bulundu bir kere,  darmadağınık raflarımda bir eski kitap daha arayacağım. Ecco Homo'u bu kez. Mavi  beyazdı kapağı sanırım. İçinde kısa bir armağan yazısı...Bir dosttan, uzun yıllardır görmediğim."

25 Temmuz 2010 Pazar

İÇ MONOLG 4

"Bana boş yere kızıyorlar... Geçmişi anarken Selim İleri'nin romanlarının, denemelerinin ruhuna büründüğümü bilmiyorlar çünkü. Ne kin ne öfke ne de ağır hiçbir duyguya yer olmaksızın geçmiş hep güzel bir ülkedir benim alemimde. Manolyalar, kasımpatılar, menekşeler, sardunyalar... Sonra gökyüzü, deniz, sıcak asfalt yollar, serin balkonlar, kıpırtısız duru bahçeler...  İnsanların en güzelleri, allanıp pullanıp kondular geçmişin mecrasına: Başka kentlerde kalanlar, başka ülkelere göç edenler, bu dünyayı bırakıp gidenler...

KİRALIK KONAK: EDEBİYATIMIZIN ÖZGÜR KADIN DÜŞMANLIĞI

Bizim edebiyatımızda kadının görünme biçimi başlı başına bir sorundur. Halk şiirinde ve divan şiirinde ideal kadın edilgin ve suskundur. Ta...