22 Şubat 2010 Pazartesi

NİÇİN GAZEL OKUMALIYIZ?

Yazın sanatını “hoşça vakit geçirme aracı" olarak gören bir okur değilim. Kötücül dünyaya sırt çevirmek için yazına sığınan romantik biri olmak ise benden çok uzakta! Yazını, yaşamı dikkate değer bulduğumdan “işin gücün yaşamak olacak” ilkesini benimsediğimden yok sayamıyorum! Onun çoğu kez sert, sarsıcı yanına eğiliyorum; fakat bu beni bir toplumsal gerçekçi de yapmıyor. İşin özü, yaşamı anlamak için ve yeni yaşamlar var etmek için yazın okuru olmayı seçtim. Peki, “yaşamdan uzak” “toplumdan uzak” bulunan bu gazel merakı da nedir?
Neden öykü, neden roman, neden yalnız şiiri değil de gazeli soruyorum? Galiba bir önceki tümcede sıraladıklarımı ortalama bir okurun belleğinde var sayabiliyorum. Kaç kişi Fuzuli, Baki, Şeyh Galib, Nedim’in gazellerini okuma gereği duyar ki? Yazık ki onlar ortaöğretim sıralarında bıraktığımız anlaşılmaz dizelerden ibarettir.
“Cihan- ara cihan içindedir arayı bilmezler
O mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler”
                                                              Fuzuli
Duraklamaya zaman yok. Nefes almaya, bir ağaç altında oturup saatlerce denize bakmaya… Hızla koşuyoruz caddelerce, binalarca, taksilerce, restoranlarca, asansörlerce, kuaförlerce, büfelerce, benzinliklerce… Çok acelemiz var. Trik trak trik trak makineleşmek istiyoruz büsbütün. İşler aksamasın istiyoruz. Arada bir dar vakitlerde içimize dönüyoruz: Proust, Calvino, Mussil, Kafka, Joyse bize yaşadığımız karmaşık dünyanın şifrelerini veriyorlar. Doludizgin yaşamımızdaki karanlığımızda yolumuzu çağdaş yazınla bulmaya çalışırken geçmişe gözlerimizi dikip kaç arpa boyu yol gittiğimizi sormak aklımıza düşmemelidir değil mi? Şimdi gazel de nesi? “İvmesi/ ivmesi yokluğun istek hızında” dizeleri takılıyor aklıma Şükrü Erbaş’ın…
Edip Cansever, İlhan Berk, Turgut Uyar, Hilmi Yavuz anlıyorlar halimizden... Gazel şairi anlamaz ki modernizm kıskancındaki insanın içine düşen karanfili, “nicedir bir pencereden deniz güzel değil” sitemini, “çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız” gerçeğini, ‘yalnızlık tarihi’nde kendine iki kişilik yer bulma düşünü… Gazel şairinin bildiği yalnız sevmek… Yoksulluk bilmez, yalnızlık bilmez! Öyleyse niçin gazel okumalıyız?
Bir düş gibidir hak bu ki manide bu alem
Kim göz yumup açınca zamanı güzer eyler
                                                           Nef’i
Oysa… Bir ömür içinde yalnız yaşadığımız çağı değil tüm çağları keşfeder gibi yaşamak isteriz. Öyle dopdolu, öyle soluksuz! Ondandır tarihi filmlere, romanlara merakımız. “Yazı”nın işe koşulmasından bu yana anlar, durumlar, düşler kağıda döküldü; yüzyıllarca dil evrildi çevrildi ve yüzyıllarca da evrilecek çevrilecek. Yalnızca bildiğimiz çağın “yazın”ı yetecek mi tüm çağları keşfetmeye? Eskilerin bildikleri bilinenden sayılmaz mı? Çağdan çağa elden ele dolaşıp çoğalmaz mı dönüşmez mi artmaz mı bilgi, deneyim? Onlarınkileri kendimize bir küçücük halkayla eklemek nefesimizi daha derin aldırmaz mı?
Ne sendedir ne bendedir ne çerh-i kine-verdendir
Bu derd-i ser humar-ı neşve-i cam-ı kaderdendir
                                                                       Nabi
Yazın, her okur için bin türlü gerekçeyle açılır bir yelpaze! Fakat tüm nedenler gelir dayanır teselliye… Yazgımızı bilemeyişimizden teselli, çözüm bekleriz ondan. O da beklediklerimizi fısıldar kulağımıza!
Olsa kumlar sayısınca ömrüne hadd ü adet
Gelmeye bu şişe-i çarh içre bir saat gibi
                                                  Muhibbi
Her an, her durum ayrışıverir yazınla. Paldır küldür geçip gitmez yaşam, çünkü yazın okuru sayar günleri, dakikaları, saniyeleri! Zamanın olmadığını bilir, bir yanı geçmiş bir yanı şimdidir; gelecekse onun için bir bilmece… Geçmişsiz şimdiden, şimdisiz geçmişten sıkılır yazın okuru; tesellisi eksik kalır.
Roman, şiir, öykü, oyun, deneme, anı… Gazel de eklensin okumalarımıza. Hatta rubailer, mesneviler eklensin. Eksik kalmasın tesellimiz!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

YAZABİLMEK İÇİN GEREKLİ DÜZEN

Yazının Kendine göre bir düzeni vardır ve onu yazan kişiye çok benzer. Sabahları erken kalkan birilerinin yazdıklarında umut ve neşeyi bul...