24 Aralık 2013 Salı

DÜNYANIN SESİ: ANISH KAPOOR


 Suyun, taşın, pencerenin, kuşun, masanın, annenin sesi...
Dünya seslerle dolu! Yerden göğe uzananan ve büyüyen, gökten yere dökülmeye ve düşmeye eğilimli nesneleri, canlıları taşımaya devam ediyor dünya.
Mevsimlerin nasıl değiştiğini, kıtaların ne büyük bir gürültüyle  ayrıldığını bir şelalenin yanında durduğumuzda ya da   gök gürlediğinde anlayabiliyoruz. Gürültülüdür yerkabuğu!
Anish Kapoor devasa büyüklükteki yontularıyla insanın, bilmediği yerlerin de sesini merak ettiğini sezdirir:
“Bu duvarın arkasındaki ses de ne?”
“Kim o kapıdaki?”
“Kutunun içinde ne tıkırdıyor?”
Kulağımızı dayarız duvara, kapıya, kutuya; sesi duymak için... Gelen, garip bir ses ise korkup heyecanlanırız. Tanıdık gelirse rahatlarız. 
Hiç ses gelmezse, o zaman fena!
Çocukken arkasını açtığınız radyoları düşünün. Pilli bebeğin sırtındaki kapağı zorlamayanınız yoktur!
İnsan meraklıdır; her sesin ardından büyülenmiş gibi gider:
 “O da ne?”
“O ses de neydi öyle?”
Anish Kapoor bize büyülü nesneler yapmış. Seslerin ardına düşme tutkumuzu büyütmüş... Doğrusu, insanın meraklı oluşu kendisinin pek işine yaradı. Bilimde dünyanın sırları yer kabuğunun homurtularıyla, başlara düşen elmaların sesiyle, deliklerden gelen çıtırtıların ilhamıyla çözülüyor hala.

YAZABİLMEK İÇİN GEREKLİ DÜZEN

Yazının kendine göre bir düzeni vardır ve onu yazan kişiye çok benzer. Sabahları erken kalkan birilerinin yazdıklarında umut ve neşeyi bul...