15 Ekim 2011 Cumartesi

Stepançikovo Köyü'nde Bir Züppe

Hava limanlarında, otobüs terminallerinde, dolmuş duraklarında başlanıp  bitirilen kitapların belleğimize bir yolculuk devingenliğiyle serpildiğini, giderek serpilenlerin  koyulaşıp anlam evrenimize saplanıp kaldığını düşünürüm. Sanki yollarda okunan kitaplar her durakta, her kilometre taşında ya da  her bulut kümesinde mikro organizmalarına ayrılıyordur; nerede olduğumuzu anlamak için kaldırdığımız başımızla kesip biçiyoruzdur olay örgüsünü, kahramanların iç dünyalarını...
Stepançikovo Köyü, Albay Yegor İlyiç Rostanev'in mülkiyetindedir ve tatlı bir 19. yüzyıl Rusya sabahına uyanır. Yegor İlyiç'in yeğeni Seryoja, dayısını bir büyüye kapıldığına onu ikna etmek için Stepançikovo Köyü'ne gelmiştir.  Her şeyi bilen adam olarak kabul gören  Foma Fomiç'in kibirli buyruklarına boyun eğen Yegor İlyiç, yeğeni de dahil olmak üzere sevgili dostları ve çalışanları tarafından defalarca uyarılsa da biricik yaşamını kendisinin yönlendirebileceğine ikna olmaz: Foma ne derse o olacaktır. Aşık olmasından tutulsun, uşağına ve çocuklarına nasıl davranması gerektiğine Foma karar verecektir. 

Züppe kollayıcılığı... Çağ hastalığı demeyeceğim; sanırım mülk ve erk sahiplerinin her devirde en çok sevdiği işlerden biridir bu. Kendi okumaz, yazmaz, merak etmez ama okuyan, yazan, merak edeni yanında tutmak ister. Böylece kendi payına düşeni  alır aydınlanma yolundan. Erk ve mülk sahiplerinin yanında yer alan okuyan, yazan ve merak edenlerin tümü züppe midir?  Okumaz yazmazlara burun kıvırdığı halde erk ve mülk sahiplerinin okumaz yazmazlıklarını hoşgörüyle karşılayarak onlara sözde destek olana, erk ve mülk yetersizliğini gidermeye çalışana züppe denmez mi? Denmez denirse de itiraz etmemeli, Foma Fomiç böyledir ve o bir züppedir denmeli. Neden mi? Çünkü Foma, Yegor İlyiç’e Avrupa’dan dergi getirtir ama onları okumaz, biriktirir. Köyde çalışan tarla işçilerine, uşağa, aşçıya Fransızca öğretmek ister. Kendisine generalllere nasıl davranılıyorsa öyle davranılmasını ister; yine kendisine “ekselans” diye hitap edilmesini buyurur. Aksi takdirde küser, evi terk eder, ne de olsa sanatçı bir ruha sahip duygusal biridir o. 
Okumak, yazmak, meraklı olmak, düşünmek, duygulu olmak, yorumlamak erk ve mülkün ırağında kaldığında üç durum ortaya çıkar.
1-   *Okuyup yazanlar yalnız kalırlar.  
2-   *Okuyup yazdığı sanılan kimi insanlar erk ve mülk sahiplerine sığınıp gerçekten okuyup yazanların yalnızlıklarına dil çıkarırlar.
3-   .*Dil çıkaranlar züppe; yalnız kalanlar,  aydın unvanı alırlar.

Stepançikovo Köyü, tipik bir Dostoyevski romanıdır. Çünkü:
a- Romandaki hiçkimse yeterince iyi değildir; herkes fazlasıyla doğaldır.
b- Roman bittiğinde günlerdir aralıksız  ulusal gazete okuduğunuzu sanırsınız; bugünü ve bu ülkeyi çok iyi anlatır.
 Züppelerin ve erk-mülk sahibi dengesinin anlatıldığı nefis bir romanı, Stepançikovo Köyü'nü yolculuk ederken  okuyabilirsiniz. Elbette rahat koltuklarınızda otururken de… Yeter ki belleğinize saplanıp kalacak yeni düşünceleriniz ve tanımlarınız olsun! 

YAZABİLMEK İÇİN GEREKLİ DÜZEN

Yazının kendine göre bir düzeni vardır ve onu yazan kişiye çok benzer. Sabahları erken kalkan birilerinin yazdıklarında umut ve neşeyi bul...