8 Temmuz 2010 Perşembe

YAŞLILIK ÜZERİNE

Şimdi yaz günü nereden çıktı bu yaşlılık konusu denilmesin hemen. Yaşamsever yanımızın ağır bastğı, yaşımız kaç olursa olsun daha böyle  kıpır kıpır heyecanlı çok yıllar yaşayacağımıza duyduğumuz inancın tepe noktasına ulaştığı bir mevsim değil mi yaz? Ama boş verelim şimdi mevsimleri... Duygusal değil nesnel bakmak koşuluyla pekala çabucak üstüne eğilinebilecek bir konu yaşlılık... Tıbbi açıklamalar içeren, psikolojik verileri çözümleyen bir kaç kitap okuduktan sonra yaşlılığı anlatan kitaplar arasında beni en çok etkileyen kitabın Simon de Beauvoir'ın Yaşlılık'ı olduğunu söyleyeyim.

Yaşlılığın ilkel toplumlarda, medeni toplumlarda nasıl algılandığını açıklıyor Beauvoir. Epey de şaşırtıyor. Neden mi? Kitabın dayanaklarına göre göçebe kültürlerde yaşlılık yaşama koşullarının güçlüğü, kaynakların yetersizliği gibi nedenlerle bir lanet olarak görülürken  kimi doğu toplumlarında özellikle Çin'de yaşlı insanlar deneyimi ve kültürü ellerinde bulundurdukları için  etkili bir statü elde edip gençler üzerinde ciddi düzeyde baskı unsuruna dönüşüyorlarlar. İstisnalar kaideyi bozmaz, Beauvoir'ın çalışması genellikle yaşama koşullarının yetersizliği nedeniyle 19. yüzyıldan önce yaşlı insanların istenmez ve katlanılmaz görüldüklerini ortaya koyuyor.

Yaşlılığın biyolojik ve kültürel yanlarını tartışan Beauvoir, çağdaş toplumlarda yaşlı insanların sanki aklanmış ve iyi yaşama koşulları elde etmiş gibi göründüklerini fakat işin hiç de öyle olmadığını dile getiriyor. Varlıklı yaşlıların aldıkları eğitim, elde ettikleri deneyim sayesinde kent yaşamında kendilerine vazgeçilmez konumlar sağlamış oldukları bir gerçekse de yoksul yaşlılar sanayi toplumlarında hala bir yük olarak görülmektedir. Gerçi sosyal devlet olmayı başaramamış tüm kapitalist ülkelerde bu işin genci yaşlısı kalmamış durumda ama yaşlılık odağından sapmak istemiyorum bu yazıda.
Beauvoir yaşlılığın biyolojik tarafını ortaya koyarken biyolojik yaşlanmayı çok önemli bulmuyor. Doğrusu bunun önemli de olmaması gerekir. Sağlık reformları ile yaşam kalitesinin artırılmasıyla bu güçlük aşılabilir. Önemli olan yaşlılığın biyolojik etkilerinden uzaklaşıp belleğe etkilerine odaklanılması. Kimsenin inkar edemeyeceği biçimde para toplumlarında gençliğin altı çiziliyor. Çocuk modası, genç modası, estetik operasyonlarla genç kalma derdine düşülmesi, yenilikleri sorgusuz sualsiz kabul etmenin çağdaşlık olarak addedilemesi gibi bir dolu yeni olgu yaşlılığı giderek istenmeyen bir konuma itiyor. Oysa ki yaşlanmak, doğduğumuz günden itibaren bizimle yaşayan bir hal. İnsan her yaşadığı dönemde, yılda, günde, anda değerli ve biriciktir. İnsanın konumu, işlevi zaman içinde değişebilir fakat bu dünyada yaşadığı sürece insanın düşünceleri, işleri önemsenmeli ve saygın  biçimde algılanmalıdır. Deneyim, yaşamakla elde edilen oldukça önemli bir kavram. Bir yüz yıl öncesinde yaşlı insanların bilge olarak görülmesine karşın şimdilerde yaşlıların yenileşme karşısında bir engel olarak kabul edilmesi oldukça endişe vericidir. Bu denli "hız çağı"na teslim olmak ne kadar doğru, bundan emin değilim. Düşünce de zeka da teknoloji de hızı içerir fakat kültür hızla ilişkili değildir. Yavaş, derin ve incelikle örülür kültür. Dolayısıyla bir kültürün boy vermesi, derinleşmesi, dallanıp budaklanması deneyimli insanların da onayına muhtaçtır.
Sonuç olarak şunları söylemek isterim: Yaşlılığın biyolojik etkilerini olabildiğince gidermek insanlığa duyduğumuz saygının bir sonucu olarak hepimizin ödevidir özellikle sosyal devletlerin ödevidir. Hız çağı insanları olarak bizlerin dikkat etmesi gereken, yeniliğin yanı sıra sağduyuya kulak vermeyi unutmamaktır. Gençliğin ruhunda sağduyu doğal olarak zayıftır; bu yüzden bizden olgun olanın onayına gereksinmemiz vardır.
Bu yazı, Beauvoir'ın Yaşlılık adlı kitabına işaret parmağını yöneltmektedir. Yaz günü olur mu demeyiniz efendim. Okumanın öğrenmenin zamanı mı var?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

YAZABİLMEK İÇİN GEREKLİ DÜZEN

Yazının Kendine göre bir düzeni vardır ve onu yazan kişiye çok benzer. Sabahları erken kalkan birilerinin yazdıklarında umut ve neşeyi bul...