21 Aralık 2010 Salı

Kış, Özleyiş ve Bir Aydın Afacan Şiiri

Bir dostum "Senin havalar esmeye başladı," diye söylendi ellerini nefesiyle ısıtmaya çalışırken. Onayladım, "Evet ya, başladı,"diye karşılık verdim. Ben tatillerin kış mevsiminde olması gerektiğini düşünürüm. Gezip tozmak için değil eve çekilmek için. Çocukluğumuzdaki gibi evimizde telaşsız, kaygısız, beş on gün geçirebilmek ne hoş olurdu. Hiç bıkmadan okumak, yazmak, dinlemek, izlemek için birebirdir uzun kış mevsimi; yazık ki doğasına aykırı sayısız işle yorulup  gidecek. Okumak istediklerimizin, yazmak istediklerimizin çok azını okuyup yazabileceğiz. İzlemek istediğimiz filmlerin çoğunu olası geniş zamanlara erteleyip özenle bulup seçtiğimiz albümleri şurada burada yarım yarım dinleyeceğiz... İş telaşı, okul telaşı derken bir de bakacağız bahar gelmiş. Baharla birlikte büyük adımlarla sokaklara, denizlere açılacağız.  Kim düşünmüşse ilk  iyi etmemiş "yaz tatili"ni...Günün birinde anlaşılır sanıyorum kış tatillerinin değeri... Yazın tembelliğini bastırıp kışın çalışkanlığını beslemek kimsenin aklına gelmez mi? Yoksa bu seçim de bir kapitalizm önceliği sorunu mu? Şimdilerde kış mevsimleri asıl yapmak istediklerimize ilişkin özleyişlerle geçip gidiyor... Bir de özleyişler kenti Ankara'ya sesini, gölgesini, imgesini  düşüren  bir şairin, sevgili dostum Aydın Afacan'ın "eski akşam" şiiri dolanabiliyor dilimize. Bu şiiri de onun tüm şiirleri gibi inceliklerle örülü, tüm şiirleri gibi yüksüz, tatlı bir hüzne terk ediyor bizi.
eski akşam
o eski kışı getirdi birden
titrek bir şarkıyla
bir selam gibi
            yollanan rüzgar
sayfalar öncesinden bir akşam
dönüp geldi
umarsız bir yalnızlıkta
           dondu ışıklar
ayrılık
eski bir akşamda üşümektir
ömrün içinde bir sızı
üşüyen avuçlardaki yangın
yerde donmuş suretine
          kararsız düşmekte kar
solgun bir pencerede kararan
o sisli akşam
dalgın bir zamandır
her sevda biraz da
        sevilmiş bir uzaklıktır
gelmiş geçmiş ve gelecek
tüm uzaklıklar
birden anımsanan o eski sayfalar
şair ömrün özeti
        yollar ve ayrıntılar

2 yorum:

  1. Düş odasına girdiğimden beri burayı Tarkovski'nin Solaris'ine benzetiyorum. Düş odası özlemini çektiğimiz her duygu ve ortamı edebiyatı kullanarak gösteriyor bize. Zararsız bir uyuşturucu gibi geliyor bana.

    Aydın Afacan usta şiir gibi şiir yazmış.Ne hoş. Ama düş odası da metinleriyle özlediğimiz kışa sokup tatlı üşüttü beni. Tuğba Çelik Özer'e teşekkürler :) Acaba Ankara daha mı çok görür kışı?

    YanıtlaSil
  2. Evet, Ankara kışı görebilenlerin kışı sevebilenlerin kenti... Burada sessiz sedasız ama tıkır tıkır işleyen yazı makineleri var bir de. Ankara'da kış, edebiyat sessiz sedasız ve tıkır tıkır... Tarkovski'nin Solaris'i düşüyor öyle mi düş odasına? O halde bir gün bir Tarkovski yazısı yazılmalı buraya. Sevgiyle...

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

YAZABİLMEK İÇİN GEREKLİ DÜZEN

Yazının Kendine göre bir düzeni vardır ve onu yazan kişiye çok benzer. Sabahları erken kalkan birilerinin yazdıklarında umut ve neşeyi bul...