15 Ocak 2012 Pazar

İç Monolog 23

"Eimi çabuk tutup çantayı kapıp gitmeliyim. Beni görmeden, uyanmadan ortadan kaybolmalıyım. Uçak biletlerim cebimde, çantam kapının önünde, montum şimdiden sırtımda. Sabahtan beri biliyordum böyle heyecanlanacağımı. Donup kalacağımı biliyordum. Kapı önündeki çantaya bakakalacağımı, cebimdeki biletlerin tenimi yakacağını, içeride soluk alıp veren ev sahibim Latife Teyze'nin hala yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek üzere yatak odasının kapısına kulağımı dayamak isteyeceğimi sezmiştim. Benden kira istemiyordu ne zamandır. Yanında kalmamı istiyordu sadece. Kimsesi yoksa bana ne? Hem nasıl kimsesi yok? İzmir'deki kızı  ne güne duruyor? Şarkıcı olacağım diye İstanbul'a gitmişse, bir daha arayıp sormamışsa kimseyi, arayanları, karışmayın hayatıma diye paylamışsa ben ne yapayım?   Bu eve geldiğimde öğrenciydim. Bu eve neden gelmiştim?  Bu yaşlı kadının evi güvenliydi, hem sıcak yemeğim olur, eşya derdim olmaz diye gelmiştim. İçeride hırıltıyla nefes alıp veren bu kadın, anneanneciğimin eski bir arkadaşıymış.  Ben onun yanında kalırsam hem ona can yoldaşı olurmuşum hem emekli maaşının yanı sıra bir geliri daha olurmuş. Nasıl da zor kabul etmişti. Ben istemem ayol evimde yabancı, demişti. Rica minnet gelip yerleşmiştim. Ev temizliği bana kaldı. Yemek de zamanla öyle oldu. Börek bile yapabiliyorum. Fakat akşamları yemekten sonra bana kahve yaptı hiç  sektirmeden. Fotoğraf albümlerini birlikte karıştırdık. Eski plaklarını çaldı bana. Ama geç geldiğimde surat astı. Söylendi. Tuhaf ama erkek arkadaşımla tanıştı. Ona kendini sevdimek istedi. Kaya, alık bir çocuktu. Onu anlamadı. Soğuk davrandı ona hep. Senin ev sahibin aksi kadının teki, deyip durdu. Oysa Latife Teyze, sevdiği insanlarla da azarlayarak konuşur. Kaya'dan ayrıldığımda, Latife Teyze acıma ortak olmak yerine hiçbir şey olmamış gibi beni yemeğe götürdü. Yemekten sonra bana bir elbise aldı. Hiç açmadı o konuyu. Takside durup durup bana baktı ve saçlarımı uzatmamı istedi. Kıza benze biraz, dedi. Kaneviçe işlemeyi öğretti. Tıp fakültesini bitirmeden onun hastalıklarına çare olamayacağımı asla anlamadı. Bence biraz romatizma biraz da tansiyondan başka bir rahatsızlığı yoktu. Yıllardır kavga gürültü yaşayıp gittik; ama iyiydi. Ben son sınıfa geldiğimde hastalandı. Yüzü gülmez oldu. Giderek huysuzlandı. Her yaptığım dert oldu. Memlekete gitmeme izin vermedi. Gidersen dönemezsin dedi. Gidemedim. Annemler geldi. Onlar gelince onlara surat astı. Onları kıskandı. Annem, kızım artık çık  şu evden, bu kadın seni bizden soğutuyor dedi. Bunu dediğini yüzümden okuyunca Latife Teyze suçlu suçlu baktı. İçin için ağladı. Sonra iyice hastalandı. Şu burs işi olunca da ilaçlarla ayakta durabildi. Amerika'ya gitmemem için her şeyi yaptı. Gavur mu olacaksın, diye sordu. Helal süt emmiş bir oğlan bulup evlenmemi, bir devlet hastanesinde işe girmemi buyurdu. Bu çağda Ankara'da bir devlet hastanesinde kadro bulmamın imkansız olduğunu anlamıyordu. Eninde sonunda gidecektim işte. Neden bu kadar kötü soluk alıp veriyor bu kadın? Gidip bir bakayım odasına. Hem uçağın kalkmasına daha dört saat var."

2 yorum:

  1. —biliyorum birazdan odanın kapısına kulağını dayayıp, nefes almadan, hırıltılı nefesimi duymaya çalışacak eve geç geldiği gecelerde hep böyle yapardı, bu hırıltılı nefesi özleyeceğini, eski plakları ilk çaldığımda ki sevinci, nasılda yayılmıştı yüzünün en gizli köşelerine. Eninde sonunda gidecekti evet ama. Şimdi ne eninde ne sonundaydık, ankara yıllardır hiç bu kadar kar güzelliğine bürünmemişti.
    Oysa yarın kuğulu da, karların ayaklarımızın altında homurdanırken, neler anlattığından bahsedecektim ona,
    &
    (sıcacık)

    YanıtlaSil
  2. Özlemiştik İç Monologları.
    Uçağın kalkma saatine ne kadar varsa var. Çanta çok ağır.

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

YAZABİLMEK İÇİN GEREKLİ DÜZEN

Yazının Kendine göre bir düzeni vardır ve onu yazan kişiye çok benzer. Sabahları erken kalkan birilerinin yazdıklarında umut ve neşeyi bul...