13 Haziran 2013 Perşembe

ÖĞÜT VERME SEV

Öğütler, genelde bizden yaşça küçük insanlara verdiğimiz, istenmeyen armağanlardır. Bize verilen öğütler ve bizim verdiğimiz öğütlerin yapısı "istenmeyen hikmetler" içermeleri bakımından benzerdir. Fakat kaçımız bize verilen öğütleri dinleriz? Kaçımız yaşantımızı bu öğütler üzerine inşa ederiz? "Bana biraz öğüt verir misiniz?" ricası kaç kez ağzımızdan çıkmıştır?
Danışmaksa başka bir eylemdir. Bile isteye bir kişinin ayağına, kapısına gideriz ve ondan bize yol yordam göstermesini isteriz. Bilinçli ve gönül rızasıyla yapılan bu iş, yolumuzu aydınlatır, içimize su serper. Kimi zaman bir sohbetin arasında birinin ortaya söylediği bir söz, iddia ya da deneyim bize hoş, ilgi çekici gelebilir. Gönüllü olarak seçtiğimiz tüm bu sözler, tıpkı bir kitap okurken altını çizdiğimizi satırlar gibi belleğimize yazılır. Hele de kitap okuyan insanlar  sohbetten satır çıkarmaya bayılırlar.
Bazılarımız danışma işini abartır; yaşamındaki tüm önemli kararları bazı insanların belirlemesini isteyecek kadar "danışıcı" kalır. Yaşamın "özgün" olması gerektiğini kavrayamamış insanlardır onlar. Sürekli danışılan kişiler pek memnundur bu halden; çünkü kendisine her danışıldığında ne denli güvenilir ve akli yaşadığına emin olurlar. Bir tehlikesi vardır bu işin.  Sürekli danışılan insanlar, bir süre sonra herkesin kendisine danışmasını isteyebilirler. Sürekli parmak sallayan, doğruyu ve yanlışı kesin biçimde ikiye ayırıp duran nemrut insanlara dönüşebilirler.
Öğüt duyduğunda kıyı bucak kaçan gençlik, daha çok dolaylı yoldan yönlendirilmeyi arzular. Severek, hayranlık duyarak baktığı kimselerin sözlerini bir ders gibi ezberler. Parmak sallayıştan, sürekli yargılanmaktan rahatsız olan gençler, asilik kadar özgüveni de çağrıştırmalıdır. Çağdaş toplumlar böylesi gençliği özlemelidir. Öğüt değil sohbet seven, birilerinin  yargılamalarına boyun eğerek  değil birilerine danışarak ya da birilerinden ilham alarak yaşamını biçimlendiren gençler mutlu ve özgür olmayı seçmişlerdir çünkü. Mutlu ve özgür gençler, iyiyi ve kötüyü cetvelle ayırmak yerine pek çok iyinin bir arada olabileceğini kavramış çağdaş toplumları oluştururlar. Kendisine sürekli danışılmasını isteyenlerin hüküm sürdüğü toplumların gençleri, "özgüvenli" değil "asi" olarak kodlanıp "eğitilmeye muhtaç" bireyler olarak görülmeye devam ederler. Devir değişiyor danışılanlar! Sohbetiniz acı, yargılarınız kılıç kadar keskin olacaksa, yarının yetişkinleri sizi yanlarında istemeyecekler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

YAZABİLMEK İÇİN GEREKLİ DÜZEN

Yazının Kendine göre bir düzeni vardır ve onu yazan kişiye çok benzer. Sabahları erken kalkan birilerinin yazdıklarında umut ve neşeyi bul...