28 Ağustos 2010 Cumartesi

İÇ MONOLOG 8

"bir şeyleri unutmamışımdır umarım saati kurdum pencereleri kapattım dosyayı ayakkabılığa koydum annemi aradım endişelenme dedim gittiği gibi geri gelir başka nereye gidecek bu adam kırk yıllık kocan hep aynı şey bahar gelince babam çekiyor restini ben ayvalık'a yerleşeceğim diyor sen de inanıyorsun üzülüp ağlıyorsun ben konu komşumu eşimi dostumu çoluğumu çocuğumu bırakıp bir yere gidemem diyorsun kavga ediyorsunuz dedim sen ağladın yine beni dinlemedin yaşlanınca ben sana öğüt vermeye başladım diye düşündüm ama bunu sana söylemek istemedim sabırsızsın sabırlı olmalısın erkekler böyledir arada cesaret gösterisi yapmaktan hoşlanırlar sen bir kadın olarak onun söylediklerine kulak asmamalısın altmış beş yaşından sonra yeni bir hayata nasıl başlayacak sence mümkün mü böyle bir şey hem olursa da ne olur ki bırak gidip yerleşsin oraya sen de benimle yaşarsın sen ben kibrit birlikte yaşarız
 kibritin suyunu da verdim unutmadım ondan eminim adet edindi gece gece uyanıp su içiyor yanında bulamayınca da sabaha kadar miyavlıyor kibritin ben işteyken ne yaptığınıı hep merak ederim bazen işten arayıp ona nasıl olduğunu sormak isterim komik değil mi ama bak sen bizle yaşarsan böyle bir endişem de kalmaz saati kurdum tabii tam yedi on beşte çalacak babamın ayvalık'taki arsayı müteaahite verdiğini düşün kat karşılığı orada yapayalnız yaşayamaz ki döner geri kibriti ilk aldığım zamanlar öğle tatilinde onu kontrol etmeye geliyordum sonuçta bir canlının sorumluluğunu alıyorsun  nurcan teyzelerden onu aldığımda epey şişman bir kediydi zamanla zayıfladı veteriner süha bey normal diyor ama babam bakamıyorsun hayvana başkasına ver yazık günah diyor deliriyorum o böyle söyleyince kibrit benim her şeyim kırk yaş sendromunu onunla atlattım ben gazete diyor ki yirmi yaşından sonra her on yılda bir insan sarsıntıya uğruyormuş çevresinde sevdiği insanlar varsa  kolay atlatılabiliyormuş bu yaş evreleri işte kibrit'in sevgisi ile atlattım demek ki yaşlanmak sorun değil yalnız olmak çok kötü bir şey annem ve babam yalnız değiller bu iyi bir şey ben de değilim kibrit var ben kibriti başkasına veremem deliriyorum babam böyle söyleyince saat tam yedi on beşte çalacak yulaf ezmesi bitmemştir umarım sabah ekmek yemeyi sevmiyorum olmazsa elma yerim bir tane anne ayvalık'taki arsayı babam müteahhite verse kat karşılığı onunla sen de gitsen  ne yapacaksın konuyu komşuyu eşini dostunu çoluğunu çocuğunu erdal zaten dırdırcı karısı yüzünden size uğramıyor bile ben dersen ancak pazar günleri gelebiliyorum cumartesileri alışverişti kibrit'i dolaştırmaya çıkardı geçip gidiyor babamla yerleşin işte ayvalık'a hem belki ben yıllık iznimi hepten orada geçiririm erdal ne yapar bilmem erdal'ın karısı sevmez öyle tatilleri her şey dahil heyula otelleri seviyor o tipinden belli ben sevmiyorum görgüsüzlük tıkış tıkış insanla aynı yerde tatil yapmak en iyisi pansiyon kafan rahat olur gürültüsüz temiz bir pansiyon ne iyi işte ayvalık'a yerleşirseniz ben de bırakırım belki ankara'yı sizinle yaşarım kibrit de gelir benimle sen onu çok seversin bilirim pencereleri kapattım kibrit'in sağı solu belli olmaz atlar gider vallahi o zaman ne yaparım ben ayvalık'a taşınırsak elalemin gelir giderini tutmak zorunda da kalmam bıktım yemin ederim elimden binler geçiyor da bana bir faydası dokunmuyor ancak dosyalarını tutuyorum paraların hepsinin nerelere harcandıklarını nerelerden geldiklerini kaydediyorum dosyayı ayakkabılığa koydum unutmadım ama bazen unutmasam da göz göre göre ayakkabılıkta dosyaları unuttuğum günler oluyor dolmuşta aklıma geliyor iniyorum dönüş dolmuşunu bekliyorum merdivenleri çıkıp kapıyı açıyorum ve unuttuğum dosyayı alıyorum tekrar dolmuşa binip gidiyorum kibrit kapıda boş boş bakıyor bana anlamıyor sanıyordum ama bir kez unuttuğum dosyayı geri almak için döndüğümde ayakkabılığın üstüne dosyaların yanına kurulmuş bekliyordu kibrit benim her şeyim her huyumu biliyor ayvalık'a yerleşirseniz anne ben burada kime uğrarım pazarları erdal'la hiç görüşemiyoruz zaten siz  mutlu olun oğlum karın her şeyimize bir kusur buluyor ömer var torunum var arada kavga etmeyin bizim yüzümüzden ayrılmayın huzursuz olmayın bayramlarda gelirsiniz yeter demiştin sanki hepimiz adına demiştin babam öfkeli öfkeli bakmıştı erdal'a kılıbık diyordu içinden belki de   sizin yanınıza taşınırım anne kibrit'i de alırım yalnız yaşamayı seviyorum ama pazarları sizi görmeye de alışkınım olmazsa ben sizin eve  küçükesat'a geçerim güneş alıyor ev hem ben kiradan kurtulurum hem de siz istediğiniz zaman gelirsiniz ev dağılmamış olur saat tam yedi on beşte çalacak saatin pillerini yeni değiştirdim duracağı tutmasın diye cep telefonunun alarmını sevmiyorum hem radyasyon yayıyor diyorlar iyi  bir şey değil yatak odasında olması kibrit'in suyu yeter herhalde kalkıp eklesem mi biraz çok yorgunum ben zaten yetmezse miyav miyav uyandırır beni tam yedi on beşte çalar saat küçükesat'a geçerim ben anne hep senin oturuğun yeşil koltuğa oturur akşamın çökmesini beklerim hafta sonları balkondan apartmanların camlarına akşam güneşinin ışıkları vurur sanki yangın var gibi değil mi  hafta içleri göremem ama senin her günkü bu akşam manzaranı  işte olduğum için saat yediden önce gelemiyorum ben geldiğimde çoktan akşam olmuş oluyor ne yazık ki saat tam yedi buçukta çalar saat "

2 yorum:

  1. Neden bu monoloğu okurken kendimi bir Atıf Yılmaz filmi izler gibi hissettim? Bilmiyorum. Ama hissettim.

    YanıtlaSil
  2. Atıf Yılmaz'ın kadın hikayeleri... Doğru, belki ben de ondan öğrenmişimdir kadınlara böyle içeriden bakmayı...

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

YAZABİLMEK İÇİN GEREKLİ DÜZEN

Yazının Kendine göre bir düzeni vardır ve onu yazan kişiye çok benzer. Sabahları erken kalkan birilerinin yazdıklarında umut ve neşeyi bul...