3 Eylül 2012 Pazartesi

Sevgilinin Geciken Ölümü


İki yaz önce Foça'ya giderken yanıma Murat Gülsoy'un birkaç kitabını almıştım: Büyübozumu, Binbir Gece Mektupları, Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul ve Sevgilinin Geciken Ölümü. Tatile giderken yanınızda götürebileceğiniz sınırlı kitap sayısının çoğunu aynı yazara ayırmak büyük bir risktir fakat iyi okur, riski sever.

Akademik ruhuma yenik düşerek ilk önce Büyübozumu'nu okudum. Bir günde notlarımı alıp kitabı valize attım. Tatilden döndükten kısa bir süre sonra yazdığım bir yazıda, aldığım bu notlar işime yaradı.  Murat Gülsoy'un belleğime yer edişi Büyübozumu ile olmadı.  Foça öncesinden bildiğim Bu Kitabı Çalın kitabı,orada okuduğum Binbir Gece Mektupları ve Herkes Kendisiyle Meşgul, sonrasında okuduğum Tanrı Beni Görüyor mu? da değildi bunu sağlayan. Bunu sağlayan Sevgilinin Geciken Ölümü oldu.  Nedeni şu: Bu romanın zamanı, romanın tüm karakterlerini ve uzamlarını içine alarak havada bir yerde asılı kalmıştır. Ben başı sonu belirsiz olan bu dünyada, belirsizliği güzel tarif edilmiş her şeyi çok severim. Ufuk çizgisini, güneş ışığının düştüğü bir odanın halısını, çarşamba günlerini, mektup zarflarını...

Zaman kavramını geleneksel bakıştan çıkararak farklı yönleriyle romana indirgemeyi mahir biçimde başlatan Proust'tur. Zaman Proust'la  uzaktan izlediğimiz bir şey olmaktan çıkıp bizimle birlikte devinen, duran, sıçrayan, silinen bir kavrama dönüşür.  Murat Gülsoy'un Sevgilinin Geciken Ölümü  romanı, zamanı biçimlendirenin insan olduğunu vurgular. İnsan, dış gerçeklikte varolan zamanı reddedip salt kendi belirlediği bir geçmişi şimdi olarak yaşayabilir. Örneğin romandaki gibi yitirilen bir sevgilinin bir türlü içimizden gidemeyişi dış dünyada kabul görülen zaman dilimini yadsımamıza neden olabilir. Sahi dış dünyada kabul gören zaman dilimi diye bir şey var mıdır? Her birimiz geçmişimizde durup duran insanlarla, olaylarla, uzamlarla birlikte yaşayıp durmuyor muyuz? Kim oluşturur dış dünyanın ortak zaman dilimini? Gündelik yaşamımızda şimdi ve gelecek, geçmişten çok daha az yer tutuyor. Sevgilinin Geciken Ölümü benimsenmeyen bir şimdiyi, vazgeçilmek istemeyen ya da kurtulunamayan bir geçmişin içinde dönenip duran biz insanları anlatır. Romanın sonunda bu tavrın delilik sivriliğinde tarif edilişi, insanın zaman karşısındaki tutarsızlığını sıradışı bir olguya indirgese de roman zamana ilişkin sunduğu ilginç bakış açısının gücünden  bir şey yitirmiyor. Sevgilinin Geciken Ölümü, romanın tüm karakterlerini ve uzamını içine alarak benim belleğimde bir yerde asılı kalmıştır.

Sevgilinin Geciken Ölümü benim gözümde Murat Gülsoy'un en iyi kitabıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

EV SAHİBİ İLE KONUK OLMANIN DAYANILMAZ AYNILIĞI: MELİH CEVDET ANDAY “YARIN BAŞKA KORUDA”

                                “Bir evin resmi içerden de yapılabilir. Bu bir seçme işidir. Kimi dışardan sever, kimi içerden.” M.C. A...